Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Tiyatro Tarihi Ve Düşüncesi
Mesaj: #1
Tiyatro Tarihi Ve Düşüncesi

--------------------------------------------------------------------------------


Dramatik Olan
- Kurgusaldır: İnsan düşüncesiyle kurulur.
- Çatışma içerir: Bu çatışma:
o Kişiler arasında
o Kişilerle doğaüstü güçler arasında
o Kişilerle düşünceler arasında
o Kişi ile kendisi arasında
olabilir.
- Aksiyon içerir: Bu aksiyon:
o Eylemdir, geliştirir, belli bir sona evirilir.
o İçsel veya dışsal olabilir.
- Gerilim içerir: Bu, merak unsurudur.

Örneğin:
Adam ve kadın tanıştılar, evlendiler, mutlu yaşadılar, öldüler.
Bu dramatik değildir. Çünkü dramatik olması için dışarıdan etki ile bir çatışma gerekir. (Örneğin kızın babası evlenemezsin der, başka bir adam çıkar ve kız ikisi arasında kararsız kalır vb.)

- Başlangıç noktası: Ateşleme noktasına en yakın yerdir.
- Düğümler değişik yerlerde çözülür ve yerine yeni düğümler atılır. Fakat her düğüm çözülmelidir.
- Çözüm (Ergin Ergin’e göre: Doruk da çözüme dahildir.)
- Final: Açılan bazı çemberleri kapatmak içindir.

 Soru: Kız-erkek öyküsünde asal çatışma kızın iç çatışması ise, kız iki kişi arasında kararsız kalmış, kararını en son vermişse ve fakat adam bunu bilmiyor, sonsuza dek Avustralya’ya gitmeye ya da intihara hazırlanıyorsa, kızın buna yetişip yetişmeyeceği final midir, doruk mudur?
Ben en son bir gerilim yaratılmışsa bunun doruk olması gerektiğini ileri sürdüm. Erkan Ergin’e göre, asıl çatışma kızın kendi içinde olduğu için bu finaldir, ama finale bir renk katılmıştır. Turgut Özakman da hemen hemen aynı fikirde.

Tiyatronun Kaynaklarına İlişkin Kuramlar
1. Dionysos için yapılan törenlerden çıkmıştır. (Cambridge okulu, E. B. Taylor)
Bu görüş ancak Batı tiyatrosunun kaynaklarını açıklayabilir. Fakat daha eski ve Dionysos’a inanmaya toplumları açıklayamaz.
2. Evrimci Görüş (G. J. Frazer)
Tiyatronun özellikle mevsimlik ritüellerden yola çıktığını söyler. Bu, ilk görüşü de içine alır. Ancak yine de yukarıdan bakan, ilkel halkları “ilkel” gören bir görüştür, çünkü bu halkların yaptıkları şeyleri tek bir çizgi üzerindeymiş gibi değerlendirir.
3. Daimon (Jane Harrison)
Girit’teki bir çalışmada ortaya çıkmıştır. Orada Kouros denilen içsel bir güce inanılıyor. Kouros’un yeniden canlanması için yılın belli zamanlarında törenler yapılıyor, bu törenlerde öyküler anlatılıyor. Buradaki dansçılara dromenon deniyor. Jane Harrison, Dionysos’un buradan çıktığını öne sürüyor.
4. Ölü Tapınımı (Sir William Ridgaway)
Tiyatronun kutsal ruhlar ve ataların ruhları için yapılan tapınımlardan çıktığını söyleyen görüş. (Örn. İran’daki taziye töreni. İslam’da bundan başka bir tiyatro formu yoktur. Taziye esnasında Ali, Hüseyin vb.nin ölümleri anlatılırken taklitler yapılıyor.)
5. Şaman (E. T. Kirby)
1975’de yapılan bir çalışmada ortaya çıkıyor. Orta Asya (sadece Türk değil) ve K. Amerika köy büyücülerine şaman deniyor. Ak Şaman ve Kara Şaman, yerin 9 kat altına ve göğün 9 kat üstüne çıkışı davul ve sazlarla anlatırken aynı zamanda yaptıklarını dansla yansılar. Müziği, efekti (büyülerle ateş vb. çıkarır), hikayesi, çatışmasıyla bütün bir oyun vardır burada.

Tiyatro Hareketinin Başladığı Yerler
Yunan
Avrupa önce bütün kökünü Yunan’a dayandırıyordu.
Daha sonra Yunan tamamen dışlandı, sömürgeci olarak görüldü, “Kara Atina” gibi kitaplar yazıldı.
En son uzlaşıcılar ortaya çıktı. Bunlara göre “Yunan, batının en doğusu değil; doğunun en batısıdır.” Yunan’ın köklerinin doğu uygarlıklarında olduğunu belirten bir görüştür bu.
Hint
MÖ 4000-3000’lerde Veda’lardan başlatılır bu kültür.
1000’den fazla tanrıları vardır.
Hint Kama tanrısına yapılan törenlerde tiyatro oynandığına dair bilgiler vardır. MÖ 1000’den daha eski bir tarihte yapılmış bir çeşit tiyatro binası vardır. Bir sahnesi vardır. Tiyatro olduğu kesin değilse de bir gösteri yapıldığına dair bir işarettir bu. Bu mekan, bolluk tanrısının tapınağıdır, burada aynı zamanda bedenlerin isteyen herkese sunan rahibeler (“tapınak fahişeleri”Wink de bulunurdu.
Bu kültür hâlâ bir şekilde sürmektedir. Yani o günlerden bugüne kalan bir gelenektir bu. (Oysa Mısır’da böyle bir kalıt yoktur.)
Mısır
Osiris için yapılan Abydos Acı Çekme Törenleri için yazılmış bir dram metni vardır. Bu sahne metninde dekor, yapılacak hareketler vb. bütün ayrıntılarıyla yazılmıştır. Oyuncular rahiplerdir. Bu ritüel kesin şekilde kaydedilmiştir. (Ritüellerin değişmezliği ilkesi)
Ancak Mısır’da Abydos’tan çıkıp bugüne gelen bir Tiyatro kültürü yoktur. Yunan ve ardından gelen diğer istilalar yüzünden bu kültür devam ettirilememiştir ve Osiris ortadan kalkınca, onun için yapılan törenler de yok olmuştur.
Doğuda ve Batıda Din ve Türler
- Batılı tapınmak için tapınağa giderken, Doğulu kendi içine gider. (Batı derken, İran’ın batısı kastedilmektedir.)
- Batılıda tanrı yukarıda ve dışarıdadır, örneğin eller yukarı kalkar. Doğuda ise içe bakılır.
- Batıda aşırı kurallı bir din varken, doğuda daha dingin, neşeye de yer veren bir din vardır. Örneğin Hint filmlerinde acıyla komedi iç içedir. Sık sık dans edilir, şarkılar söylenir.

Batıda türler (trajedi-komedi) birbirinden oldukça ayrıdır. Trajedide (ta Şekspir’e dek) gülmeye izin yoktur. Oysa doğuda acı ile sevinç, dans iç içedir. Bir Hint filminde çocuğunu kaybeden bir annenin bir sahne sonra dans ettiğini, biraz sonra şarkı söylediğini görebiliyoruz. Yani türler iç içedir. Bu da bir tiyatro hareketinin ve saf türlerin doğup yayılmasını engelleyen en büyük etkendir.

 Soru ve Tartışma: Neden salt acı ya da salt gülünç olan bir tür doğurabiliyor da, ikisinin birlikte olduğu durumda bir tür doğmuyor?
 Erkan Ergin’in Açıklaması: Batı tiyatrosunun amacı Katharsis’tir. Büyük duyguları, heyecanları kahramanla özdeşleşerek yaşamak ve tanrısal adalet yoluyla rahatlamak, böylece bu tür tutkulardan arınmak amaçlıdır. Oysa Doğu tiyatrosunun amacı net ve kesin bir duygu oluşturmak değildir. Psikolojiye göre insanı en etkileyen duygular, saf, basit, kesin duygulardır. Bu yüzden de Doğuda saf bir tür oluşup yayılamamıştır. Bunun asıl sebebi elbetteki baskın kültürün Batı kültürü olmasıdır. Ama türün kendi iç özellikleri de bunda etkindir. Mesela “dövüş sanatı” doğuda saf bir tür olduğu için Batı’ya yayılabilmiştir.
Acaba?
Bir kültürel olayın yaygınlığında o kültürel olayın biçimine asıl payı vermek idealist bir görüştür.
Kaldı ki bir idealist görüş olarak bile oldukça “basit” bir açıklamadır bu. Bir doğulu için tiyatro ile herhangi bir başka eğlencenin aynı düzeyde olduğu, oysa bir eski Yunanlının tiyatroyu din olarak gördüğü örnekleniyor. Bu konuda yeterli bulgu, araştırma var mıdır? Bir Hintli, Çinli, kendi tiyatrosundan oldukça zayıf mı etkileniyormuş? Kaldı ki, bugün her iki tür tiyatro da yapılıyor, hatta “yükselen” tiyatro, doğu tiyatrosuyla daha çok bağları olan “yabancılaştırıcı” tiyatro değil midir? Bu tiyatro, vakti zamanında bugünkü haline evrilseydi ve o doğu kültürü hakim bir kültür olsaydı, belki Aristocu kurgu bizi bu derece ilgilendirmeyecekti.
Bir türün saf, basit olmasının, güçlü duygu yoğunluklara hitap etmesinin onu güçlendireceği tezi doğrudur. Ancak doğu tiyatrosunun etki gücü/güçsüzlüğü üzerine yapılan açıklamalar, ikna edici görünmedi.
Yunan Tiyatrosu
Yunanın ve Yunan Kültürünün Kökleri
Kuzey halkları Yunan karasına gelerek oradaki yerel halklarla kaynaşarak Yunan’ı oluşturuyor. Öte yandan, Girit’te daha eski bir uygarlık (Minos) da bulunuyor. Yunan kültürü bunlardan salt biriyle açıklanamaz; Trakya üstünden Anadolu’dan, Minos’tan, Mısır’dan da beslenen bir kültürdür bu.
Atina’da MÖ 5000’li yıllarda Mikeneliler yaşarmış. Atinalılar kendilerini bu kökene dayandırırdı. Oysa birçok yerden gelen göçlerle oluşmuş bir toplumdur bu.
En eski iki Yunan kaynağı: Heseidos ve Homeros’tur .
Yunan geleneği % 90 oranında sözlü bir kültürdür. Aslında bu çoğu halk için de geçerlidir . Homeros’un bu metinlerin bütününü kendisinin söylediğini/yazdığını iddia eden yok. MÖ 1250-1000’lerde Troya’da büyük bir olay (istila ya da deprem) olduğu biliniyor. İlyada bu tarihten başlatılıyor. Homeros o tarihten yana söylenen çeşitli destanları derlemiş olmalı. Bir varsayıma göre, kör olan Homeros bu sözleri çıraklarına yazdırmış (altında imzası var çünkü), bir varsayıma göre ise bu destanlar daha sonra kağıda geçirilmiştir.
Yunan Toplumu
Yunan toplumunun öğelerini sayacak olursak:
- Köleler:
Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturur. Hiçbir hakları yoktur.
Atina’da bazı köleler özgür insanlarla beraber de çalışmıştır. Bunlar usta kölelerdir ve bu duruma gelmek kolay değildir. Ayrıca çalışan özgür insanlar da aşağı görülmektedir. Çoğu köle tarlalarda, gümüş madenlerinde vahşice çalıştırılır.
- Polis (şehir, şehir devlet):
Genelde tepelere kurulmuştur. Çevresi (fazla yüksek olmayan) surlarla kaplıdır. Çevresindeki köylerden beslenen yerleşim yerlerdir. Buralarda genelde çevredeki toprakların sahipleri oturur. Daha sonra giderek gelişmiş, bir kentli halk ortaya çıkmıştır. Bunlar kent devletleridir. En önemlileri Atina ve Sparta’dır. Sparta daha çok savaşçılığıyla ortaya çıkarken, Atina, “demokrasi” ile birlikte anılır.
- Demokrasi:
Bu Atinalılar, Erkekler ve Beyazlar için demokrasidir. Bunlar nüfusun % 15-20’sini oluştururlar. Halkın geri kalanının; Atina’ya dışarıdan gelen tüccarların, kölelerin, kadınların, beyaz ırktan olmayan kimselerin seçme-seçilme hakkı yoktur.
- Tarım:
Polis’leri besleyen ekonomik yapıdır.
- Bilim, Felsefe:
Asıl olarak Anadolu topraklarında bulunan İyonya’da başlamıştır bilim-felsefe hareketi. Burasının Doğu’yla ilişkileri vardır. İlk filozoflar aynı zamanda ticaretle de uğraşan kimselerdir. Gemileriyle başka yerleri dolaşırken yeni bilgiler, düşünceler de taşımışlardır. İyonyalı filozoflar Batıdaki ana Yunan karasındakilere göre daha çok somut düşünmeleriyle tanınırlar. Bunun sebebi belki de tüccar yapılarıdır. Bu hareket İyonya’da başlamış ise de, daha çok ana karada gelişmiştir.
Atina
Önce bir polisken, giderek hacmi büyüdü. Çevresindeki kentlerin yöneticisi durumundaydı. Bu çevreye Attika deniyordu. Attika bu coğrafi bölgenin adıydı. Tiranlar yönetimi aldıktan sonra 10 yeni klan belirlendi. Bunlar hem kent yönetimine hem de kültürel etkinliklere bir arada katılıyorlardır. Bu soylar temsilciler gönderiyordu. Korolar da bu soyların gönderdiği temsilcilerden ortaya çıktı.
Sparta
Bu Yunan toprağında işi gücü savaş olan tek ulustur. Erkekler 40 yaşlarına kadar bir evde yaşarlar ve vakitleri hep savaş talimiyle geçer. 20 yaşından sonra evlenebilirler ama ancak geceleri evlerine gidebilirler. Bu kadınlara bir özgürlük de sağlamıştır.
Ritüelden Sanata
Yunan Çiftlik Yılı
Temmuz – Eylül : Şenlikler, savaşlar
Eylül – Kasım : Hasat ve ekim dönemi

Atina’da 4 bayram yapılmakta, hepsinde de Dionysos’tan söz edilmektedir. Ancak bunların içinde özellikle ilkbahar ve sonbahar bayramları Dionysos’la ilişkilidir.
Demeter, başakların tanrıçasıdır (genel olarak tahıllar).
Dionysos, çam ve asmaların tanrısıdır (genel olarak meyveler).
Dionysos’a asıl inananlar tarımla uğraşan, polislerin dışında yaşayıp oraları besleyen kesimlerdir. Bu dönemki Dionysos, Kır Dionysosu’dur.
Dionysos’un Mitolojik Kökeni ve Semele
Zeus’un dünyadaki çapkınlıklarından biridir Semele. Hera, Semele’ye “O gördüğün Zeus tanrı değil, insandı ama sana ‘tanrıyım’ dedi. Tanrı olarak kendini göstermesini iste,” der. Semele ısrar edince Zeus kendini gösterir ve yıldırımlarıyla onu yakar. Zeus, Semele’nin karnından Dionysos’u alır ve baldırına yerleştirir ve oradan doğurur. Dionysos “iki kere doğmuş” anlamına gelir. Bu arada Frigyalı olan Dionysos, Atina’nın has tanrısı Zeus tarafından doğurularak Yunanlılaştırılmış olur.
Kır Dionsysosu
Bu dönemdeki törenler gizlidir. Töreni yöneten rahip dışında bütün katılımcılar kadındır. Bunlara Bakhalar denir. Bakhalar, tören sırasında esrikleşip üstlerini başlarını yırtarlar. Yakaladıkları canlıları parçalayıp yerler. Bu haldeyken onlara Maniadlar (maniatlar, ve hatta bir düşünceye göre maniaklar) denir.
Bu bir ritüeldir ve izleyeni yoktur. Herkes katılmasa da, katılmayanlar da inancın parçasıdır.
Kırdan Kente Dionysos
Polislerde önce askerler hakimdir. Onların Athena, Apollon gibi tanrıları vardır. Sonra tarım efendileri polislere gelirken Dionysos’u da beraberlerinde getirmişler. Önce baskı görmüşlerse de daha sonra bir uzlaşma olmuştur. Bu Kent Dionysosu’nu oluşturur.
Kent Dionysos’u
Ritüel olan Kır Dionysos’u şehre gelince bir gösteriye dönüşmüştür. Bir geçit alayı, çiçeklerle süslü büyük bir fallus’un ardından agoraya yürür. Doğaçtan öyküler anlatılır. Her yörenin törenleri, anlatıcıları vardır ve bunlar arasında yarışlar yapılır. Elbette Dionysos’a inanılmaktadır ancak en iyi anlatanı seçmek için bir yabancılaşma, izleyici olma durumu vardır. Yani işin içine estetik kaygı girmiştir. Tiyatronun başlama noktası, burası olmalıdır.
Dionysos’u kente taşıyan Aristokratik Krallıklar ve Tiranlar
Aristokratlar, bütün toplumlarda ilk başta, toprağı fetheden, sınırları genişleten kesimden, yani askerlerden oluşur.
- Daha sonra ticaretle uğraşan bir sınıf ortaya çıktı. Bunlar gemileriyle başka yerlere giderlerdi.
- Bu iki sınıf (askeri aristokrasi ve tüccarlar) arasında bir çıkar çatışması vardı.
- Aristokrasi, ticaret kesimi (zenginler) tarafından devrildi. Bu devirenler tiranlardı.
- Tiranların hepsi baskıcı ve zalim değildi. Ancak aristokratların yönetimi meşruti bir yönetimken, tiranlar mutlak otoriteydi. Bunların hepsi zengin kesimden de gelmiyordu. Aristokratlar arasında olup da yönetimden dışlanan bazıları da tiran olabiliyordu. Bunların genellikle askeri bir yanları vardı (güçle iktidara geliyorlar). Ancak hangi kökenden gelirse gelsinler, ticari kesimden destek alıyorlardı.
- Tiranlar, hakimiyetlerini sürdürmek için bir araç kullanmalıydı. Ancak baskı ancak bir yere kadar yapılabiliyordu, savaş ise Sparta dışındaki kent devletlerinin özelliği değildi. Bu araç, şenliklerdi, şatafatlı icraatlardı. Atina’da yılda 4 şenlik oluyordu. Büyük yapılar yapılıyor, kent heykellerle donatılıyordu. Önce tanrıların heykelleri dikilirken giderek ün kazanmış herkesin, çeşitli sporcuların bile heykelleri dikildi. Dionysos törenlerini kente getirenler de bu tiranlardı.
Drama Festivalleri
- MÖ 5. yüzyılla birlikte Drama festivalleri yerleşmeye başladı.
- MÖ 534: Kent Dionysos’u adına resmi bir yarışma yapılmaya başlandı. İlk aktör kabul edilen Thespis’in Atina’ya gelişi de bu döneme denk düşer. Thespis hem oyun yazarı, hem besteci hem oyuncudur. Bu yarışmada ödül almıştır. Thespis’ten günümüze ödül kalmamıştır.
- Bu dönem koro ve korobaşı var. Dythirambos denilen şarkı ve ezgi var. Bunlar önce Dionysos’un öyküsünü anlatırken, giderek günlük olaylar da işin içine giriyor.
Bir tören alayı var. Önde büyük bir fallus yürüyor. Bazen başaklardan yapılmış Dionysos heykeli de taşınıyor. Kimileri keçi postları taşıyor , kızlar (bolluk-bereket simgesi olarak) meyveler dağıtıyor. Alay kenti geçiyor. Agora’da fallusun etrafında tören yapılıyor.
- Giderek Agora yeterli olmuyor. Agora yakınlarında bir tepe yamacında bir düz arazi kullanılıyor. İnsanlar tepeden seyredebiliyor. Sonra rahipler için 1-2 tahta sıra çakılıyor. Yani henüz tiyatro için yapılmış bir özel yapı yok. Hep teknik zorunluluktan çıkıyor. Gösteriler esnasında tribünlerin çökmesi olağan sayılıyor.
- Korobaşı yüzüne çeşitli maskeler takarak, maskesine büründüğü kişinin sözlerini söylüyor. Fakat henüz bir çatışma, dönüşme yok. Ancak Aiskyhlos’tan sonra böyle bir çatışma ortaya çıkıyor.
- Tiranlar döneminde seçilen 10 soyun (birlik, sülale, klan) temsilcilerinden oluşan korolar var. Bunların her biri yetişkin dythirambos şarkıcıları, erkek oğlan korosu, 2-3 tiyatro yazarı gönderiyor. Bu aynı zamanda ailelerin de birbiriyle yarışmasıdır.
- Bu festivaller için 3 şair seçiliyor. Her biri 3’er oyun hazırlıyor. Her bir oyun da konuları birbirine bağlanan 3 oyun ve bir satirik dramdan oluşuyor. Bu üçlemelerden sadece Aisykhlos’unki kalmıştır. (Üçleme: Agamemnon, Adak Taşıyanlar, Erynis’ler)
- Ayrıca Dythirambos yarışmaları da yapılıyor.
- Bu törenlerde gülmek, ağlamak bir tapınım oluyor. O şarkı söylenmezse o seneki ürünün kötü olacağı düşünülüyor. Bu törenler kente geldikten sonra eskisi gibi elzem olmuyor ve yarışmalarla birlikte estetiğe, güzelliğe bakılmaya başlanıyor.
- Tragedya: troga (keçi) – dia (şarkı) kelimelerinden oluşur ve keçi şarkısı anlamına gelir. Keçi, Dionysos’un kutsal hayvanlarından biridir ve MÖ 534’teki yarışmalarda kazanana keçi verildiğine dair kayıtlar var. [Klasik dönemdeki telif ücreti: Keçi!]

 Bir öneri: Okunan oyunlardan temel notları çıkartmalı. Bu sonradan çok işe yarar.

3 Kasım 2003
Dythirambos
Önce Dionysos için söylenen ağıtlar ve şarkılardı. Giderek çeşitlendi. Genel olarak tanrılarla ilgili öyküler, arada bir de günlük olaylar anlatılmaya başlandı. Bu ezgiler tamamen yok mu oldu? Bunlar koro haline gelmiş olabilir. Ama tragedya haline geldikten sonra dythirambos ezgilerine ne oldu? Dythirambos’un bitip tragedyanın başladığını söylemek yanlış olur. Asıl temsiller baharda, Dionysos şenliklerinde veriliyor.
Yazarlar


523 –––––––––– Aiskhylos –––––––––– 456
496 –––––––––– Sofokles –––––––––– 406
480 ––––––– Euripides ––––––– 406
448 –––––––––– Aristofanes –––––––––– 380

Tablo 1 - Antik Yunanda Oyun Yazarları
Aiskhylos
Aiskhylos bu oyun yazarları arasında en çok savaş görenidir ve bu savaşlara doğrudan katılmıştır. Sahneye 2. oyunucuyu sokan Aiskhylos'tur. 3. oyuncuyu ise Sofokles sokar. Fakat Aiskhylos da 3 oyuncu kullanmıştır.
Yarışmalara 3+1 oyun ile katılma şartı Aiskhylos'un bir dönemine kadar devam etti. Gerçi Sofokles'te de üçleme vardır (Oudipus, Oudipus Kolonus'ta, Antigone) ama bunlar birbirlerinden bağıntısız oynanabilir. Oysa Orestes üçlemesi bir bütündür. Sofokles dönemiyle birlikte yarışmaya üçlemeyle katılma geleneği seyrelmiştir.
Aiskhylos, döneminin demokrasi oluşum biçimini araştırır. Örneğin Orestea üçlemesinin son oyunu Atina mahkemesinin kökenini anlatma iddiasındadır ve döneminin tartışmalarıyla paraleldir.
Tragedyanın Yapısı
Bu dönemde insanlar “acaba ne olacak?” diye oyun izlemiyordu. İzleyici ne seyredeceğini biliyordu. Bu merak olmamasına rağmen oyunlara gidiliyordu çünkü bu, tanrı için yapılan bir şeydi.
Antik yunan tiyatrosu benzetmeci mi yoksa göstermeci midir? İşlevsel olarak benzetmeci olmalıdır, benzetmek ister.
İçerik
- Oyunlarda acı-hüzün vardır
- Hata, ölçüyü kaçırma belirgindir.
- Ahlaksal bakımdan ağırbaşlı insanlar anlatılır. Bunlar erdemleri içinde çokça barındıran ve bunları gösterirken ciddi olan kişilerdir.
- Yüksek insanların yüksek hareketleri anlatılır. Kahraman sıradanın üstünde, seçkinlerden, tanrı soylu kişilerden seçilir. Bu kahramanların var olup olmadığı bilinmiyor. Hepsinin soyu tanrılara dayanmakta ve kimse onları tanımamaktadır.
- Bir eylemin taklidi yapılır. Eylem çatışma ile gelişir ve bir son bulur. Bir noktadan başlayıp, çatışmayla evrilir ve bir sonuca oluşur.
- Kadere vurgu yapılır.
- Hybris: Doymuşluk tanrıçasıdır. Kibiri simgeler. Doymuşluk insana ait değildir, tanrılara aittir. Aşırılığa kapılmak, büyük davranmak, kendini büyük görmek; tanrılara yaklaşmak olarak değerlendirilir.
- Ate: Eris'in kızıdır. Tutkuyu suç haline getiren eylemdir. (Örneğin Oudipus’un hatası “kim olursa olsun cezalandıracağım” demesi ve bunu tanrısal bir eda ile söylemesidir. Bunu yapmasının sebebi Hyris, yapması da Ate’dir.)
- Nemesis: Öç alma'dır. Mutlak bir adaletle çark dönmeye başlar. Suça verilen cezadır.
- Hybris-Ate-Nemesis üçlüsü kontrollü ve ölçülü olma duygusunu simgeler.
-
10 Kasım 2003
Oyun
Agamemnon'da 7 kişi vardır ama bunları 2 oyuncu oynar.
Bir başka kural da 3 kişinin asla birlikte konuşmamasıdır. 2 kişi konuşur, konuşması bitince bir diğer 2 kişi konuşabilir. Temel kural diyalogdur.
Oyuncular oldukça iridir. Kocaman tunikleri (bir kurama göre de bir çok sargıları) vardır, Kotunos giyerek boylarını yükseltirler. Hem kişilerin özelliği gereği hem de bu sebepten fazla hoplayıp zıplayamazlar.
Komedide ise tayt gibi ten renginde tunikler giyilir. Gövdelerine büyük falluslar takarlar.
Koro gösterişli bir şekilde girer. Ayrıca giriş çıkışlarda gösteriş de yapılır. Örneğin Agamemnon'un gerçekten atlı arabalarla girdii düşünülüyor. Hatta bir oyunda öyle görkemli bir giriş olmuş ki kadınların çocukların düşürdüğü söyleniyor.
Metin
- Prolog
- Epizotlar
Koro girmeden önce yapılan hazırlıktır. (Agamemnon'da Gözcü'nün bekleme sahnesi.)
- (Epizotları bölen koro parçaları)
o Parados: İlk giriş şarkısı
o Stasimon
 Aryalar (koronun yalnız başına söylediği)
 Kommoi’ler (koro ile kahramanların söyleştiği)
- Eksodos (Çıkış)


Orestea Üçlemesi (Aiskhylos)
Pelops soyu üzerindeki lanet'in hikayesi
Pelops çok iyi at ve araba kullanan bir doğulu gibi tasvir edilir. Eğer böyle biri varsa Anadolu'dan, Trakya üzerinden gelmiş olabilir. Pelops bugün Peleponeses (?) diye anılan Mora'ya gelir ve savaş ustalıklarını öğretir. Bu arada oyunlar da yapar. Kralın yenilmez atlarıyla bir yarış yapılır. Kralın arabacısını ayartıp yarışı kazanır. Önce kralın kızını, sonra bütün iktidarı alır. Suçunu örtbas etmek için de Arabacıyı öldürür. O da ölürken bütün soyu lanetler.
İkinci soyda tahta geçme sırası Thyestes'e geldiğinde Atreus izin vermez. Thyestes kaçarken Atreus'un oğlunu da kaçırır. Bu oğulu babaya düşman eder ve sonunda bir savaşta Atreus bilmeden kendi oğlunu öldürür. Bunun intikamı olarak Thyestes'in çocuklarını pişirip bir yemekte babaya yedirtir. Baba bunu anlayınca kusar ve lanet eder.
Agamemnon Klyteimnestra ile, Menelaos da Helena ile evlenir. Bu iki kadın kardeştir. Helena Afrodit'ten daha güzel tasvir edilir.
(Helena'nın Paris'ça kaçırılması: Tanrılar bir düğüne, sürekli kavga çıkaran kavga tanrıçası (?) Eris'i çağırmazlar. Eris de bu düğüne bir altın elma gönderir ve üzerine "en güzel kadına" diye yazar. Afrodit, Athena ve Hera "ben en güzelim" diyerek kavga ederler. Hakem olarak Priamos'un oğlu, Troya'lı Paris seçilir. Hepsi ona bir şeyler vaat eder. Afrodit de en güzel ölümlü kızı vaat eder. O kazanır. Böylece Afrodit Helena'yı Paris'e verir. "Oraya git, o da sana aşık olacak," der. Gerçekten de öyle olur. Böylece Helena'nın kaçırılmasıyla Troya savaşı başlar.)
Troya savaşının hazırlıkları esnasında donanmadaki gemilerden bir asker Artemis korusundan geyik avlar. Tanrı da ceza olarak donanmanın rüzgarını keser. (Bu, Agamemnon'da, iki kartalın gebe tavşanı yemesi ve donanmayı yok edecek bir fırtına şeklinde anlatılıyor. Doğrusu?) Sonunda Agamemnon kızı Iphigenia'yı kurban etmeye karar verir. (Aslında, hanların sefere çıkmadan önce çocuklarını kurban etmeleri eski bir gelenektir. Örneğin Rusya'nın kuzeyindeki hanlar, büyük seferlerden önce büyük oğullarını kurban edermiş.) Odysseus gider ve evlendirileceği yalanıyla Iphigenia'yı annesinden alır ve kızı kurban ederler.
Troya savaşı sürerken Thyestes'in yenmekten kaçarak kurtulan oğlu Aigisthus, Agamemnon yokken Klyteimnestra'yı baştan çıkarır.
Savaş sonrasında kazananlar tapınakları da yağmaladıkları için lanetlenirler. Büyük fırtınalara tutulurlar. Odysseus'un eve dönüş öyküsü de böyle başlar. Menelaos da bu yüzden dönmemiştir.
Böylece Agamemnon Argos'a geri döner.

Agamemnon
“Orestes öyküsü ilkel kabilenin, erken monarşinin, aristokrasinin ve demokrasinin birikmiş tortularını yüze çıkaran toplumsal tarihin katmanlı bir parçasıdır.”
Açılış sahnesi: Klteimnestra'yı arka planda her gördüğümüzde Koronun sözleri onun aklından geçenlere dair bir yorumlama sağlar. Bu kadında erkek iradesi vardır; kadınca alçakgönüllülükten ve sadelikten yoksundur.
Vakit gece yarısından hemen sonradır, mevsim sonbahar sonudur. Nöbetçi yılın başından beri nöbettedir. Yorgundur, kurtulmak ister.
(Gün ağarırken bu kadının Troya'nın düştüğünün bildirmesine inanılmaz. Ateşle haber verileceğine dair anlatımı alayla karşılanır. Daha sonra Adak Taşıyanlar'da bu kadın Orestes'ten de şüphelenir fakat Aigisthos bunu kadın korkusu olarak değerlendirir ve hesaba katmaz. Ama kavga anı gelince "bana bir erkek baltası getirin" diye bağıran da odur.)
Gözcü ışığı selamlar. Kraliçeyi sevince çağırır. Fakat birden bir kokrulya durur. Erinys'lerin, Gözcünün dansettiği çatıda dansettiklerini gören bir rahibe imgelemi vardır. Sevinçler hep çok geçmeden iç karartıcı önsezilere dönüşür. Koro onu yatıştırmaya çalışır. Savaşın başını hatırlayarak neşelenmeye çalışırlar fakat burada da Iphigenia'nın kurban edilişinin düşünürler. Sonuç olarak şafak Gözcünün dua ettiği kurtuluştan ziyade felaketi haber verir gibidir.
Kraliçe'nin bildirisinden sonra Paris'in cezalandırılması dolayısıyla neşeli bir ilahi başlar. Ama bu da Agamemnon için duydukları kaygıyla biter. Haberci güneşi sevinçle karşılar ama zaferin ardından çıkan felaketleri itiraf etmek zorunda kalır.
Parados'ta ve ilk stasimon'da şair savaşın başlangıçlarını anlatır. Bunlar Aiskylos'un en uzun koro bölümleridir. Her bir koro bölümünü taki eden stasimon'lar giderek kısalır. Bu düğüm noktasına yaklaşırken tempoyu hızlandırmanın yoludur.
Parados sürerken Klyteimnestra çıkar. Adağa başlar. Bu arada yaşlılar (koro) günahkarların adağının yararsız olduğunu söyler ve yaşlı oldukları için geride bırakıldıklarından bahseder, sonra kadını görür ve ne haber getirdiğini sorarlar. Kadın konuşmaz, çıkar. Doruk ertelenmiştir. Koro, iki kartalın gebeliğinin son günlerindeki bir tavşanı yemesini anlatırlar. Tavşan Troya'dır. Yavru 10. ayda doğar, Troya 10. yılda düşer. Fakat doğum tanrıçası, yaban hayvanlarının koruyucusu Artemis gücenmiştir, yeni bir adak istemektedir.
Zeus'un egemenliği üzerine ağrı ve ciddi bir düşünceyle öykü kesilir. İnsanın acı çekerek akıllanacağı anlatılır.
Öykü yeniden başlar. Agamemnon donanmasının yok olduğunu görürken kızını kurban eder. Bunlar anlatılırken Klyteimnestra yeniden görünür. Yine ondan haber sorarlar. Müjdeyi verir.
İkinci stasimon, Paris'le Agamemnon arasında bir koşutluk kurarak, zafer sarhoşluğunu anlatır. Aşırılık yerilir.
Yaşlılar Klyteimnestra'ya inanmamaktadır. Bu arada ihanete dair bir laf da ederler.
Haberci ikinci konuşmasında geri dönmeyen arkadaşlarını anlatır.
Kraliçe görünür. Haberciye hediye vermek yerine ona gerek kalmadığını anlatır, efendisinin kendisinin karşılayacağını söyler. Saraya çekilir. Haberci yaşlılardan medet umarken onlar ilgisizce Menelaos'u sorarlar ve donanmasının fırtınada dağıldığını açıklamak zorunda kalır.
Koro yeniden başlar. Helena ile Klyteimnestra arasındaki koştuluk anlatılır. Helena Paris'i, Klyteimnestra da Agamemnon'u felakete sürükleyecektir.
Agamemnon ve ardından Kassandra'nın arabaları girer. Agamemnon Klyteimnestra'yı görmezden gelerek halka seslenir. Kraliçe sözü alır, Orestes'in orda olmayışından dolayı özür diler, evde yalnız bırakılmış kadının acılarından, onun için duyduğu korkulardan bahseder. Erguvan renkli yolluğu sermeyi emreder.
Agamemnon övgülerin abartılmamasını ister. Tanrı gibi karşılanmak istemez.
Klyteimnestra bu kez taktik değiştirir. Tartışmaya girişir. Savaşta yenen erkeğin barışta kadının kaprislerin boyun eğmesinden zevk almasından yararlanarak Agamemnon'u ikna eder. Erguvan kilime basar bu arada da cariyesi Kassandra'yı hoş tutmasını ister.
Bir tek Kassandra kalmıştır. Derken Kraliçe gelir ve onu da içeri almak ister. Ama Kassandra dışarıda kalır. İçeride işlenen cinayete dair kehanetlerde bulunur. Kendi ölümüne ve Priamos'un sarayını çöküşüne ağlar. Tereddütler içinde en sonunda girmeye karar verir.
Bu arada Agamemnon'un tanrı gibi dönüşünden bahsedilir. Aslında tanrılaşmas ölümüdür. Bu sahnenin amacı Agamemnon için duyacağımız acımayı Kassandra'ya yoğunlaştırmak, Kassandra cinayetini geçmiş ve gelecekle ilişkilendirmek ve doruğu yoğunlaştırmaktır.
Yaşlılar fısıldaşır ama bir şey yapmazlar. Bize onların saraya zorla girdikleri yanılsaması gösterilir. Girerler, cesetleri görürler.
Koro Klyteimnestra'yı suçlar. Kadın gerekçelerini açıklar, bedeninin öç alan cinler tarafından ele geçirilmiş olduğunu anlatır. Ona göre cinayet zorunlu bir arınma törenidir. Yaşlılar karşı çıkar.
Epilog: Koro ile Aigisthos'un korkakça atışmasıdır. Klyteimnestra yatıştırmaya çalışır onları. Ama sonuçta yaşlılar hep meydan okurlar. Orestes'ten bahsederler.
Adak Taşıyanlar
Klyteimnestra’nın Aigisthos ile ilişkisini daha rahat sürdürmek için uzaklara gönderdiği erkek çocuk Orestea, yiğit, içten ve hırslı bir delikanlı olarak Argos’a geri dönmüştür. Apollon rahipleri ona babasının öcünü alma görevi vermişlerdir. Phokis’de ev sahibi olan kral oğlu Pylades ile Argos’tadırlar.
Oyun sürerken gün belli belirsiz ağarır, görevini tamamladıktan sonra tekrar alacakaranlık olacaktır. Bir kez daha sürgün olup, peşinde annesinin intikamcı ruhlarıyla yurdundan kaçacaktır.
Prolog, iki bölüme ayrılır. Agamemnon’da nöbetçiye gönderilen sevinç çığlığı yerine korku çığlığı vardır. (Oyunda eksik vardır)
Orestes, Hermes’e ve babasının ruhuna dua ettikten sonra bir tutam saçını mezara bırakır sonra bu çığlığı duyar. Siyahlar giyinmiş, doğululara özgü bir ağıt söyleyerek bağırlarını dövüp saçlarını yolan kadın kalabalığı gelir. Kraliçe kötü düşler gördüğü için, kocalarının ruhunu yatıştırmaları için bunları göndermiştir. Kraliçe düşünde doğurduğu yılanın göğsünden kanla karışık süt emmekte olduğunu görmüştür.
Aralarında kızkardeşi Elektra’yı tanıyarak heyecanlanır. Elektra, Orestes’ten büyüktür. Yumuşak yaratılışlıdır. Babasından katil annesi için bağışlama isteyemez ama hizmetçi kadınları aklına getirinceye kadar öç için dua etmeyi de düşünmez. Bunu da rahat yapamaz. Annesinin günahkarlığı öfkeden çok duaya sevk eder onu.
Mezardaki saçları görür. Kendi saçlarına benzediği için Orestes’i düşünür. Mezardan uzaklaşan ayak izlerini görür. İlk izin kendi ayağıyla uyuştuğunu görür. Orestes’e doğru izleri takip ederek ilerler. Orestes çıkar. Elektra önce Orestes olduğuna inanmaz. Orestes, kız kardeşini azarlayıp kimlik kanıtı olarak evden gitmeden önce kızkardeşinin ördüğü giysiyi gösterir. Elektra çok sevinçlidir. Fakat Orestes rahatsızdır, geleceği düşünmektedir ve Koro da geleceği anımsatır. Sahne sonunda Orestes’in güveni yerine gelmiştir.
Mezar Başı Şarkısı: Mezar başında bir ağıt-şarkı (thrênos) söylenir.
Aiskhylos odları Sofokles’in aksine dinamiktir, dramanın amaçlarına hizmet eder. Kendi içinde devini ve gelişir.
Mezar şarkısı üç bölümlüdür ve her bölüm küçük birer dramadır.
Orestes ve Elektra’nın ağıtları Koronun katillerin cezalandırılması yönünde kışkırtmasıyla bir intikam isteğine dönüşür.
Koro kışkırtmasının etkisini görünce, kendilerine olan güvenleri sarsılır, kuşkular gelir. Bu kez Elektra babasına yapılanları anlatarak başı çeker. Orestes eski kararlılığını yeniden kazanır. Koro yine saldırıya geçer. Üçü de (Koro, Orestes, Elektra) intikamlarını haykırır.
Koro yine Atreus sarayının gelecekteki acıları için bir ağıtla şarkıyı keser. İntikamı kışkırtan koro, şimdi kendi yaptıkları için ağıt yakmaktadır. Sonunda müzik susar.
Fakat çocuklar koronun feryatların kulak tıkayıp öç çığlıklarını sürdürür. Orestes’in kararı sağlamlaşır.
Kraliçenin düşünü (yılanlı düş), kendisinin ejdere dönüşmesi şeklinde yorumlar. Aklı fikri plandadır.
Elektra ise değişmiştir. Öç almak için dua bile edemeyen kız annesi kadar acımasız olduğun göstereceğini söyleyerek övünmektedir. İkinci bir Klyteimnestra olmuştur. Çevrenin etkisiyle değişmiştir.
Orestes eylem planını açıkladıktan sonra hizmetçi kadınlara son emirlerini verir: “Dilinizi tutun, zamanında susun, vakti gelince konuşun”
Koro, Klyteimnestra’nın suçunun büyüklüğü üzerine düşünürken öç güvenlerini yeniden kazanırlar.
Akşamın geç saatlerinde Orestes, yanında Pylades ile birlikte, Phokis’li satıcı kılığında saraya gelir. “Bir kadın ya da daha uygunu bir erkek” ile görüşmek ister. Önce Aigisthos’u öldürmek niyetindedir. Bu arada kardeşinin öğrettiklerine göre davranmakta olan Elektra ile birlikte Klyteimnestra gelir.
Orestes, Orestes’in ölüm haberini bildirir. Elektra yapmacık bir ağıt yakar. Aslında Orestes’in atalarının lanetine yakalandığı belirtilmektedir.
Orestes kötü haber için bağışlanma dilerken Klyteimnestra sevincini gizlemez, Elektra’ya (köleye emreder gibi) yabancıya hizmet etmesini emreder. Bu konuşma boyunca yabancılardan kuşkuludur ama Elektra’dan kuşkulanmaz. Bu yüzden de yok olur.
Ardından silahlı muhafızlarıyla birlikte Aigisthos’u çağırtır. Haberci ailenin yaşlı dadısıdır. Dadı yolda koroyla karşılaşır. Koro ona Aigisthos’u çağırmasını ama askerleri çağırma haberini iletmemesini söyler. Dadı boşboğaz, saf, sevecen biridir. Annesine acımasını ister Orestes’ten.
Koro, Orestes’in başarısı için dua eder. Korkularını unutmuşladır.
Aigisthos gelir ama Orestes’in ölüm haberine güvenmez. Kibir içinde doğrudan tuzağa yürür. Heyecan artarken Koro son bir zafer duası eder. Hizmetçiler korkarak çekilir. Uşak ta öyledir, yardım için kadınlar bölümüne seslenir. Ama Elektra kapıları sürmüştür. Uşak bağırırken Klyteimnestra gelir. Bu arada Aigisthos Orestes tarafından öldürülmüştür. Kadın balta isterken Orestes elinde kılıcıyla karşısına çıkar.
Orestes tereddütle kılıcını indirir, arkadaşına döner. Pyladis ilk ve son kez konuşur, kehaneti hatırlatır. Klyteimnestra yalvarır. Kandıramayınca öç alıcı köpeklerle tehdit eder. Sonunda öldürülür.
Gece inmektedir. Koro kurtuluş şarkısı söylerken bir meşalenin ışığında Orestes, annesinin cesedinin yattığı yatağın önünde dikilmektedir. Herkes görsün diye annesinin basının cesedine attığı erguvan giysiyi ortaya yayar. Fakat koro kuşku doludur ve Orestes de güvenini yitirmektedir. Koroyla konuşurken gözü Erinys’lere ilişir. Apollon’un onu günahlarından arındıracağına dair bir haberle gelecekteki kurtuluş ışığını görür.
Eumenid’ler
Erynis'ler: Akraba kanı dökeni takip ederler. Kronos, Uranos'u öldürünce dökülen kandan çıkmışlardır ve köpek şeklindedirler. Akraba kanını dökeni takip eder, yakalar, ya affeder ya da parçalarlar.

Açılış sahnesinde Delphoi’de Apollon tapınağının önünde, rahibe dualarını bitirip tapınağa girdikten sonra bir korku çığlığı duyarız. Bunun anlamı belirsizdir.
Rahibe korkudan yarı donmuş döner. Tapınağın içinde Orestes mihraba sarılmıştır, Erinys’ler tahtlarında uykudadır ve üzerlerinde Apollon’un buyurucu figürü durmaktadır. Apollon sözünü tutacağına dair güven verir ve Atina’ya gitmesini söyler Orestes’e.
Orestes, yol gösterici Hermes’in eşliğinde yola koyulur.
Ölen annenin ruhu Erinys’leri kışkırtmaktadır. Erinys’ler onu düşlerken çığlıklarla ağlayarak uyanır ve avlarının kaçtığını görürler. Apollon’u görür ve onu suçlarlar. Apollon da onları suçlar ve gitmelerin emreder; tavrı kesin olamayacak kadar ateşlidir. Erinys’ler ise kendilerin tutar ve onu inandırmaya çalışılar. Orestes’in kendilerin verilmiş güçler yüzünden izlemektedirler. Klteimnestra’nın döktüğü akraba kanı olmadığı için onu izlememişlerdir, evliliğin kutsallığı onları ilgilendirmez. Apollon ise tutarlı olmayan bir şekilde uyuşmaz iki ilkeyi uzlaştırmaya çalışır. Klyteimnestra’yı suçlamak için ceza yasasını, Orestes’i korumak için arınma yasasını kullanır. Apollon’un tutumu geçiş dönemini gösterir: eski düzene meydan okumaktadır ama yenisini kurmak onun işi değildir.
Yeni sahne Athena’nın tapınağındadır. Orestes yurdun dört yanını dolaşıp gelmiştir. Erinys’ler hala takiptedir.
Erinys’ler şarkı söyleyip dönerler. Kendilerine verilen yetkiyi anlatırlar. Orestes ise iyice korkmuştur.
Athena, demokrasi dönemi şairlerine göre Apollon’dan büyüktür. İnsanlığı barbarlıktan kurtarma görevi vardır onun. Üç ilke: İkna yoluyla Aklın Zorunluluğa üstünlüğü: Zeus, Athena ve Moira’lardır.
Athena Moira’ları kabul eder. Sakin dinler. Ama onlar davalarını kanıtlamaya kalkınca sertleşir, davayı ilkel yeminli sınama yöntemiyle çözme önerisini reddeder. Erinys’ler azarlamayı yutar ve onun kararına uyacaklarına söz verirler. Orestes de yargı için Athena’ya yakarır. Karar onundur artık.
Athena davayı reddeder (acı yüklü bir dava). Ve yargıçlar atayacağını söyler. Areopagus mahkemesinin kuruluşu işaret edilmektedir. Katiller kendi toplumlarından oluşan bir jüri önünde yargılanacaklardır. Bu mahkemenin kuruluşu için bir çok söylence vardır. Aiskhylos kendine uyanı almıştır.
Mahkeme: Areopagus. Kurucu: Athena. Sanık: Orestes. Savcılar: Erinys’ler. Avukat: Apollon. Yargıç: Atina halkı içinden kurayla seçilmiş kurul.
Athena, kurduğu mahkemenin Orestes’i aklasa bile Erinys’lerin amaçlarına hizmet edeceğini anlatır. Mahkeme insanın içindeki gerekli korkunun simgesidir.
Bu dönemde mahkeme yetkilerinin kısıtlanması, adam öldürmeyle sınırlı olması tartışmaları var. Böylece Aiskhylos bunu onaylamış oluyor. Ancak yasaların caydırıcı etkisi üzerinde durması, köktenci demokratların ilerici politikalarına karşı olduğunu da gösteriyor.
Athena seçtiği 10-12 yargıçla döner. Apollon da sanık lehine tanıklık edecektir.
Erinys’ler Orestes’e üç soru sorar. Bu eylemi yaptı mı, nasıl ve niçin yaptı? Yani sadece eylem değil, koşullar da dikkate alınacaktır.
Orestes yanlış bir adım atar, Apollon düzeltir. Ve Orestes, eylemin haklı olup olmadığını söylemesini ister Apollon’dan. Orestes’le ilgili exegetes’lik görevi (adam öldürenin arınmasına gözetmenlik etme) olan Apollon, haklı olduğunu bildirir. Zeus’un yetkesine başvurur. Fakat bu boşa çıkar. Yetke çatışması varken yetkeye başvurmak anlamsızdır. Apollon ikinci bir çıkış yapar, Agamemnon’un öldürülmesi suç olduğuna göre, onun katilini öldürmenin suç olmadığını öne sürer. Erinys’ler, bu özrün kendi öz babası Kronos’u zincire vuran Zeus’un sözcüsüne yakışmadığını söylerler alayla. Apollon hiddetle cevap verir: Zincirler çözülebilir ama dökülen kan geri gelmez. Ama bu Orestes’in de suçudur.
Sonuçta Erinys’ler oğlun birinci görevini Ana’ya karşı olduğunu söylemektedir. Apollon ise bir adım daha atarak çocuğun babaya daha sıkı bağlarla bağlı olduğunu açıklar. (Pisagor’cu babalık öğretisi)
Athene oyunu Orestes’ten yana kullanır. Bunu da açıklar: “Beni bir ana doğurmadı. Ben babamın çocuğuyum ve kalbimle erilin yanındayım. Bu yüzden evinin sahibini öldüren kadın benim için fazla değerli değil.” (Athena: Erdem bakiresidir, hiçbir sevgilisi yoktur)
Erinys’ler önce kabul etmez, ilençler yaparlar. Ama Athena onları ikna eder. Tehditleri yatıştırılır, kutsamaya dönüşür. Athena da onları uyarır. Erinys’ler de sonunda kabul ederler.

Böylece karının özgürlüğü kocanın lehine iyice kısıtlanıyor ve mülkiyet aktarımı sırasında ana akrabalar arasında sayılmıyordu. Ayrıca bundan böyle suç işleyen mahkeme karşısına çıkacaktır.
Athena jüri tarafından yargılanmayı (demokrasiyi) temsil ederken Apollon da arınma uygulamasını temsil eder.
O dönem Apollon’un kehanet gücü biliniyordu. Apollon Zeus’un yorumcusuydu. Fakat daha demokrat Atinalılar gerici olarak gördükleri toplumu desteklemek için kullanıldığını düşünerek buna karşı çıkıyordu. Yani seyirciler Apollon’un doğrulanmasına da ona karşı çıkılmasına da hazırlıklıydılar.
Oyun içinde Apollon Zeus’a, Erinys’ler ise elçileri olduklar Moira’lara başvurur. Adam öldürmeye ilişkin kabile geleneği ile aristokrasi yönetiminde adam öldürme yasasının yeniden düzenlenmesi arasındaki bir çatışmanın simgesidir bu.
Ana-oğul bağı evlilik bağından daha üstün sayılması ile evliliğin kutsallığı ve erkeğin önceliği tartışmasıdır da bu.
Orestes’in aklanması babanın üstünlüğünün da kabulü ve yeni düzenin başlangıcı olacaktır.
Sonuçta Apollon’un savları Athena tarafından doğrulanır fakat Erinys’lerin çiğnenmeye çalışılan ayrıcalıkları da geri verilmiş olur.
Bu oyun Aerapagos mahkemesinin doğuşunu anlatan bir orijin mitosu olarak da okunabilir. Apollon'un tek yargıç olmadığı, ülkede mahkemelerin olduğu ama ataerkil düzenin de onaylandığı bir oyundur bu.

Tragedya'nın özelliklerine göre Agamemnon
- Sıra dışı, üst sınıfı anlatır: Agamemnon tanrılar soyundandır.
- Belirli bir uzunluğu vardır.
- Tek ve net bir öykü barındırır.
- Üç birlik kuralına uyar: Zaman, mekan, olay birliği vardır. (İngilizcesi bu kurala uymuyor. Agamemnon gelmeden önce bir kaç gün geçtiği varsayılıyor.)
- Trajik hata (Hamartia) vardır: Agamemnon'un erguvan halılar üzerinde yürümesi trajik hatasıdır.
- Hybris: Burada Agamemnon'un erguvan halıda yürümeyi kabul etmesidir.
- Ate: Burada Agamemnon'un halı üzerinde yürümesidir.
- Lito: Ah vah anlamına gelir. Topal ve şaşıdır. Hep Ate'nin peşinden koşar ama bir türlü yakalayamaz. Hep o olup bittikten sonra gider.
- Nemesis: Burada Klyteimnestra'nın cinayeti kızının öcünün alınması gibi görülüyor. Aslında üçleme içinde Orestes'in katilleri öldürmesi öç almaktır.

Bu oyunlar, özellikle 2. ve 3. oyun tam bir trajedi değildir. Kendi hatası yüzünden bir yıkım yoktur. 2.de cezalandırma, 3.de aklanma vardır
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
|
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Tanzimatta Seyirci Ve Tiyatro Anlayişi onur 1 876 01-10-2008 06:25 PM
Son Mesaj: onur
  Türkiye'de Çocuk Tiyatrosunun Tarihi onur 0 486 01-04-2008 08:36 PM
Son Mesaj: onur

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir