Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Tanzimatta Seyirci Ve Tiyatro Anlayişi
Mesaj: #1
Tanzimat’ta Seyirci Ve Tiyatro Anlayişi



TANZİMAT’TA SEYİRCİ VE TİYATRO ANLAYIŞI
TİYATRO VE MÜSLÜMAN HALK İlk tiyatro gösterimleri Türklerin yoğun oldukları İstanbul yakasında değil de Beyoğlu’nda başladı. Beyoğlu bu yıllarda karışık ve tehlikeliydi. Kumar yerlerinden çıkanlar tiyatrodan çıkanlara saldırıyordu. Yine de Türkler buralara gidiyordu. Çoğunlukla yabancı dilden olduğu, yol ve taşıtların gelişmemişliği, gece sokağa çıkmanın tehlikeli olduğu düşünüldüğünde ancak çok az insan Beyoğlu’na gitme serüvenini göze alıyordu.
İstanbul’un Türk kesimi yakasında tiyatro yapılması eskidir ancak Türkçe tiyatro gösterileri daha sonradır. Gedikpaşa Tiyatrosu Güllü Agop’tan önce temsillere başlamıştır.
ASAYİŞ Tiyatro içinde kavga gürültü eksik olmuyordu. Bunlar sahnedeki dinsel bir durum, arkadaki seyircilerin görmesine engel olan kadın şapkaları vb. bu kavgaların sebebiydi. Polis işe karışıyor, gürültü edenleri dışarı çıkarıyordu, tiyatronun geçici olarak kapatıldığı oluyordu. Bu tür olaylara karşı yönetmelik de yayınlanıyordu.
1859 TARİHLİ TÜZÜK 1859’da Gedikpaşa’nın yerine Tatlıkuyu yakınlarında kurulan tiyatro için 5 bölümlük, 31 ve bir ek maddelik bir tüzük hazırlanmıştır. Tüzüğün IV. Bölümü seyirciler içindir: Salona silah, değnek, şemsiye vs. ile girilemeyeceği, sigara içmeye ayrılmış yerler dışında sigara içilmeyeceği, çocukların sorumlusunun büyükler olduğu, ıslık çalınmayacağı, gürültü yapılmayacağı vs. vardı.
AHMET VEFİK PAŞA Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa Valiliğinden azlinin gerekçeleri arasında halkı zorla tiyatroya göndermek, kendisi alkışlarken alkışlamayanları ya da o alkışlamadan alkışlayanları uluorta azarlamak vb. tavırları da vardı. Zorbalık gibi görülen bu tavırlar aslında halka bir sanat terbiyesi vermeye yönelikti.
TİYATROLARIN ÇABALARI Tiyatrolar da seyirci eğitimi konusunda çaba gösteriyordu. El ilanlarında uyarılar vardı; yerlerin numaralı olduğu, başka yerlere oturulmaması, gürültü edilmemesi, hizmetçilerin nerede bekleyeceği vs. gibi konulara değiniliyordu.
TİYATROLARIN DURUMU Tiyatrolar seyirci güvenliği bakımından kötü koşullardaydı. Çıkış yerleri yeterli olmadığı için yangın gibi durumlarda tehlike arz ediyordu.
KADINLAR VE TİYATRO Kadınların tiyatroya gitmesi hoş karşılanmıyordu. 1859 yönetmeliğinde kadınların içeriye alınması yasaklanmıştı. Ama 1879’da Güllü Agop kadınlar için localar yaptırdı. Ancak bu eleştirildi. Yine de kadınlara özgü temsillerin verildiği ya da kadınların kafesli bölmelerden oyun izledikleri biliniyor.
TİYATROYA BAKIŞ Yazarlar tiyatroya bakışlarını özellikle basılı oyunlarının önsözünde açıklıyorlardı. Yazarlar, Diderot’nun kuramlarıyla ortaya çıkan ve Rousseau’nun karşı olduğu tiyatronun varlık gerekçesinin ahlaki ve siyasal yararı olması görüşünü benimsemişlerdi. Bu kuramı tam olarak uygulayamamışlarsa da bunu belirterek oyunlarına bir çeşit dokunulmazlık sağlıyorlardı. Öyle ki İstibdat’ın en baskılı yıllarında bile Mınakyan’ın Osmanlı Dram Kumpanyası melodramlar oynuyordu; bunun ahlaki bir eğitim olduğu düşünülüyordu.
OYUNCULUK VE TİYATRO SANATI
OYUNCULAR Türkiye’de oyunlara önce Ermeniler başlamıştı ve oyuncular genelde Ermeniydi. Müslüman kadın oyuncu hiç yoktu. Ancak yine de Müslüman oyunculara rastlanmıştır.
Batılı anlamda ilk Müslüman oyuncu Ahmet Necip Efendi (?-1998) olarak bilinir. Ahmet Fehim ise ilk Müslüman oyuncunun kendisi olduğunu söyler. Böyle olmasa da, o, oyuncu, yönetici, yetiştirici, sahneye koyucu ve dekorcu olarak ilk Türk Tiyatro adamı sayılabilir.
G. AGOP’UN ÇABALARI Güllü Agop’un Osmanlı tiyatrosu özellikle Türk oyuncularına ve yazarlarına kapılarını açmaya çalıştı. Bunun etkisi de oldu.
SORUNLAR En önemli sorun dil sorunuydu. Ermenilerin Türkçe telaffuzu, özellikle de ağdalı dil kullanıldığı düşünüldüğünde, hep sorun oluyordu.
Bunun dışında oyuncuların dinsel kılıklarından çıkmayı reddettikleri oluyordu.
Oyuncular usta-çırak ilişkileriyle yetişiyordu. Ancak Saray’daki Muzika-yi Hümayun’da müzik eğitimi dışında tiyatro eğitimi de yapılıyordu. Ayrıca Türkiye’ye gelen kim yabancıların oyuncu eğitimine katkıları oldu.
TİYATRO KOMİTESİ (1873) Özellikle telaffuz gibi sorunlara çare olarak 1873 yılında eski bakanlardan Reşit Paşa’nın başkanlığında Namık Kemal, Halet Bey, Ali Bey, Nuri Bey ve Güllü Agop’tan oluşan kurulun çalışmalarına başlaması etkili oldu. Kurul bir çeşit okuma ve sanat danışma kuruluydu ancak Namık Kemal ve Ali Bey telaffuz dersleri de veriyordu.
Benzer bir kurul Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa’daki tiyatrosunda da vardır. Bu kurulun üyelerinden biri dönem oyun yazarlarından Feraizcizade Mehmet Şakir Efendi’dir.
Bu kurullar telaffuz sorununu büyük ölçüde çözmüşlerdir.
OYUNCU VE YAZARLARLA SÖZLEŞMELER Osmanlı Tiyatrosu’ndan oyuncularla tiyatro arasında bir sözleşme taslağı vardı. Buna göre oyuncular görevlerini itirazsız yapacaklardı. Ne kadar çalışacakları, ek çalışma ücretleri, ödeme koşulları, oyuncularca kimi durumlarda ödenecek tazminatlar vs. belirlenmişti.
Yazarlarla da sözleşme yapılıyordu. Buna göre oyunların oynatma hakkı Güllü Agop’a ait olacaktı.
SAHNE YÖNETİMİ Bu konuda bilgi çok azdır. Yabancı tiyatroların gösterimleri sahne düzeni ve teknik konusunda yerlilere örnek oluyordu. Bazı yabancı yönetmenler Türkiye’de kalıyor, yerli tiyatrolar için çalışıyordu.
Bu dönemde yönetmene [Metin And bu kelimeyi sahneyekor olarak karşılıyor] manzara nazırı, yaptığı işe manzara nezareti, dekorcuya manzara müzeyyini deniyordu.
Thomas Fasulyeciyan, Bedros Magakyan, Mardiros Mınakyan bu dönemdeki yerli sahneye koyuculardır.
DEKOR VE KOSTÜM Gerek dekor ve kostüm, gerekse metin incelemesi ve karakter çözümlemelerinde Tiyatro Komitesi yok gösterici oluyordu. Ahmet Vefik Paşa da provalara katılır, kostüm örnekleri sağlar, Avrupa’dan giysi çizimleri ve peruklar getirtir, eserin ruhsal çözümlemesine vb. yardımcı olurmuş.
Her tiyatronun demirbaş dekorları vardı. Örneğin Gedikpaşa’da 95 perde olduğu bunların zindan, yoksul odası, zengin odası, kitaplık, deniz, orman vs. gibi kullanıldığı söylenir.
TİYATRO TOPLULUKLARI VE BİNALAR
İLK TİYATROLAR 1830 – İzmir’de Ortadoğu’nun halka açık ilk tiyatrosu kuruldu.
1841 – İzmir’de Euterpe adında küçük bir tiyatro kuruldu. Rumların Theatron Smirnes dedikleri İzmir Tiyatrosu da buraya yakındı.
İzmir dışında Bursa ve Adana’da da tiyatrolar kurulmuştur.
FRANSIZ TİYATROSU 1831’den önce – Bu tiyatronun var olduğu ve bu tarihteki yangından sonra yeniden yaptırıldığı sanılıyor. Tiyatro bugünkü Elhamra sinemasının yerinde bir İtalyan’ın yönetimindeydi, özellikle Fransız dramatik ve lirik topluluklarının gösterim verdiği bir tiyatroydu ancak Türk toplulukları da gösterimler veriyordu.
Ayrıca 1827’de Galata’da bir tiyatro olduğu ve bu tarihte Beyoğlu’na taşındığı biliniyor.
NAUM TİYATROSU 1840 – Naum tiyatrosu kuruldu. Bir İtalyan gözbağcısı olan Bosco tarafından kurulmuştu, arazi Halepli Michel Naum Duhani’ye aitti. Naum Bosco’dan sonra yönetimi aldı.
1847 – Tiyatro yandı. Eski tahta bina yerine yepyeni bir bina yapıldı.
1870 – Büyük Beyoğlu yangınında yandı.
DİĞER TİYATROLAR 1861 – Rumeli Tiyatrosu açıldı.
1896 – Concordia tiyatrosu yıkıldı ve St. Antoine kilisesi yakınında yeniden yapıldı.
Ayrıca Tepebaşı’nda iki tiyatro (biri yazlık) vardı. Elhamra tiyatrosu (1871/1874’de yandı), Varyete tiyatrosu (1875’de kuruldu, 1877’de adın ve biçimi değişerek Eldoroda tiyatrosu oldu, 1897’de Verdi tiyatrosu oldu, 1884’te yeniden donatılarak Odeon tiyatrosu adını aldı) da vardı.
İLK TOPLULUKLAR:
ARAMYAN 1846 – Ohannes Kasparyan Beyoğlu’nda toprak satın aldı ve tahtadan Avrupa biçimi bir oyun yeri kurdu. Aynı yılın mayıs ayında gösteriler başladı. Daha çok sirk, kaba güldürüler, ortaoyunu vb. gösteriler yapılıyrodu. Giderek dram da oynanmaya başlandı.
1851 – Pangaltı ile Taksim arasında bir arazi alındı. Burada Mıgırdıç Cezayirliyan’ın yardımıyla locaları olan bir tiyatro kuruldu.
GEDİKPAŞA’DA İLK TİYATRO 1859 - Sollier sirk topluluğu bir cambazhane açmak için burada bir arsa satın aldı.
1860 – Bu tarihteki bir habere göre sirk yeniden donatılmıştır. Demek ki daha önceden vardı. Ayrıca burada sirkten başka pandomima ve komedya oynatılacağı da duyuruluyordu.
1863 – Kasparyan Gedikpaşa’da bir tahta tiyatro kurdu. Bu tiyatronun Güllü Agop’un temsiller verdiği Osmanlı Tiyatrosu olduğu söylenebilir.
Güllü Agop tiyatroda düzeltim ve onarımlar yapıt. Üç katlı locaları vardı. Tepede kubbe gibi bir avize asılıydı. Sahnenin karşısında perdeleri kapalı duran, padişaha ayrılmış büyük bir loca vardı. Yerde sıra sıra kanepeler ve koltuklar bulunuyordu.
1866 – Topluluğun çalışmaları bu tarihe dek sürdü.
1867 – Kasparyan öldü.
Kasparyan topluluğunun Türkçe temsiller verip vermediği bilinmiyor.
SIRAPYAN HEKİMYAN 1856 – Öğrenimini İtalya’da tamamlayan Sırapyan Hekimyan sonradan önemli tiyatro adamları olacak insanları birleştirdiği bir topluluk kurdu. Önce İtalyanca ve Türkçe gösterimler verdi. Halka sunduğu gösterimleri sarayda da tekrarladı.
1857 – Hekimyan, yazdığı oyunları bir kitapta topladı.
ŞARK (ARAVELYAN) TOPLULUĞU 1861 – İlk gösterimlerini verdi.
1862-64 – Bu dönemde devam eden bu girişim Türkçe gösteriler açısından önemlidir.
Güllü Agop da bu çalışmalarda ilerisi için görgü ve bilgi kazandı.
İZMİR: VASPURAGAN (EKŞİYAN)
TOPLULUĞU İzmir’de uyumlu bir ortam vardı. İstanbul’daki toplulukta sorun yaşayan Ekşiyan ve öteki oyuncular oraya gittiler ve daha önce kurulmuş olan bir topluluk olan Vaspuragan topluluğunun adını benimsediler. İzmir’de bu dönemde gösterimler sunan İtalyan opera topluluğuyla sahneyi paylaştılar.
Topluluk, Ermeni yazarların eserlerinin yanı sıra 25 melodram ve komedyayı dağarcığında taşıyordu.
1862 – Voltaire’in Alzire’ini oynadılar.
1864 – Ekşiyan topluluğu dağıldı. Oyuncular İstanbul’a döndü.
ŞARK TİYATROSU İzmir’de bunlar olurken İstanbul’da durum sönüktü.
Bedros Magakyan yeni bir topluluk kurdu. Magakyan’ın Türkçe oyunları da vardı. Tiyatro Türkçe gösterimler de sundu. Saray Şark Tiyatrosu’na yardım etti.
1866-67 – Ulusçu bir yazar olan Mikael Nalbantyan’ın ölüm yıldönümü kutlaması yüzünden tiyatro kapatıldı.
ŞARK TİYATROSU SONRASI TOPLULUKLAR Şark Tiyatrosu kapanınca üç topluluk kuruldu:
1. Şark Tiyatrosu’ndan ayrılanlar.
2. Güllü Agop’un kurduğu Asya Kumpanyası
3. Acemyan vd. tarafından kurulan dernek.
AYSA KUMPANYASI Yönetmeni ve sahneye koyucusu Güllü Agop’tu. Ünlü Ermeni sanatçı Atamyan da ilk kez bu toplulukla sahneye çıktı.
Macbeth sahneye konulduysa da saray iyi karşılamadı.
1868 – Asya Kumpanyası’nın yanı sıra Osmanlı Tiyatrosu adına da rastlanıyor.
1869 – Asya Kumpanyası adı silindi.
GEDİKPAŞA’DA TİYATROLAR 1859 – Hükümet burayı İstanbul Tiyatrosu adıyla tanıyarak 15 yıllık tekel verdi.
1866 – Bu dönemdeki gösterilerin Türkçe olup olmadığı bilinmiyor.
ULUSAL TİYATRO GİRİŞİMLERİ 1870 – Ali Paşa’nın girişimiyle Türk, Rum, Ermeni ve Bulgarlar toplanıp anlaşarak bir tiyatro kurmak istedi. Tiyatronun adı Tiyatro-yi Sultani olacaktı. Tasarıya göre tiyatroda seçkin ve ahlaka uygun oyunlar ve tragedyalar yukarıdaki halkların dilinde oynanacaktı. Ancak girişim sonuçsuz kaldı.
OSMANLI TİYATROSU Bu tiyatronun başlangıç ve bitiş tarihleri hayli şüphelidir. Çünkü Asya Kumpanyası ile bu tiyatro aynı dönemde var oldu. Güllü Agop ilk Türkçe gösterimlerini de Asya Kumpanyası adı altında verdi. Aslında Osmanlı Tiyatrosu önce bir mekan adıydı. Ancak tarihler şöyle özetlenebilir:
16 Mart 1870 – Osmanlı Tiyatrosu’na 10 yıllık Türkçe gösteri yapma tekeli verildi. (Osm. Tiyatrosu bu tarihten başlatılabilir)
VERİLEN TEKEL Tekel Türkçe drama, tragedya, komedya ve vodvil’i kapsıyordu. Opera vb. müzikli türler tekel dışındaydı. Ayrıca belli süre sınırları dahilinde çeşitli tiyatrolar kurma zorunluluğu vardı. Oynanacak oyun, verilecek gösterim sayıları kurala bağlanmıştı. Burada kamu kesiminin verdiği tekele karşılık Güllü Agop’tan tiyatro sanatının İstanbul’da gelişmesi bakımından değişik gösterimler verilmesini, bu gösterimin sayısını belirli bir sayının altına düşürmemesini ve İstanbul’un belirli semtlerinde tiyatrolar açmasını istediği görülmektedir.
PARLAK YILLAR 1872-73 – Tiyatronun parlak yıllarıdır. Tiyatro Ahmet Vefik Paşa ve başka önemli kişilerin koruyuculuğunda gösterimler veriyordu. Tiyatro Komitesi de bu dönemde kuruldu.

REKABET VE RAKİPLER 1874 ¬– Dikran Çuhacıyan’ın Opera Tiyatrosu, Agop’a rakip çıktı.
1875 – Agop çareyi müzikli gösterilere başlamakta buldu. Her iki topluluk da müzikli oyunlar veriyordu.
1875 ¬¬– Tuluat Tiyatrosu: Hamdi Efendi yönetimindeki Zuhuri Kolu, Aksaray’da bir sıra locası olan 300 kişilik yeni bir tiyatroda, bir İtalyan orkestrasıyla temsiller veriyordu. Yazılı metin oynamadıkları için tekelin dışında kaldıklarını savunuyorlardı.
1875-76 – Çuhacıyan topluluğu silinmeye yüz tuttu. Agop hem normal hem müzikli oyunları sürdürüyordu.
GERİLEME 1876 – Agop’un Osmanlı Tiyatrosu bozulmaya, gerilemeye yüz tuttu.
Önce Pandomima toplulukları artmaya başladı. Bir ara Gedikpaşa’daki topluluk Agop’un yönetimi dışına çıktı. Bu arada Ermeni toplulukları kurulup dağlıyordu.
1877 – Türk-Rus Savaşı vardı. Bu yılın ortalarına dek yönetim Dikran Kalemciyan’daydı. Bu dönemde bir yandan müzikli gösterimler sürerken, bir yandan da savaşa uygun “vatanseverlik” oyunları ve şarkıları sahneleniyordu.
1878-79 – Güllü Agop gösterimleri sürdürmektedir. Türk-Rus savaşı sonrası barış görüşmeleri sırasında Edirne’de kalan Rus askerleri vardı ve oyuncuların hemen hepsi Edirne’ye gitmişti.
BİTİŞ 1880 – 10 yıllık tekel ve Gedikpaşa’nın kira sözleşmesi sona erdi.
1881 – Güllü Agop yönetimi bıraktı. Aynı yıl Üsküdar ve Kadıköy’de Türkçe dışındaki gösterimler yasaklandı.
1882 – Mınakyan, Güllü Agop’la birleşti. Tiyatro yaşamı Şehzadebaşı’na kaydı.
BU DÖNEMDE BURSA 1879 – Ahmet Vefik Paşa’nın girişimiyle Bursa’da bir tiyatro kuruldu. İstanbul’dan Fasulyeciyan vb. tiyatrocular geldi.
1882 – Vefik Paşa’nın azledildiği bu yıla dek tiyatro gösterimleri sürdü. Bu tiyatroda Moilere’in tüm oyunlarının gösterildiği söylenir.
GÜLLÜ AGOP SONRASI 1882 – Güllü Agop saraya alındı.
1882’den sonra – Güllü Agop saraya alınınca yönetim Mınakyan’a kaldı.

OSMANLI DRAM KUMPANYASI Mınakyan Osmanlı Tiyatrosu ve Osmanlı Dram Kumpanyası adlarıyla dönem sonuna kadar devam etti.
1884 –Mınakyan da topluluğunun adını Asıl Osmanlı Tiyatrosu olarak duyurdu.
Dönem sonuna kadar en önemli topluluk olmayı sürdürdü.
GEDİKPAŞA YIKILIYOR 1884 – Fasulyeciyan yeni bir topluluk kurarak Gedikpaşa’yı kiraladı, müzikli oyunlar vermeye başladı. O da Asıl Osmanlı Tiyatrosu olduğunu iddia ediyordu. Ancak tiyatroyu kullanan başka topluluklar da vardı.
1884 – Gedikpaşa tiyatrosu, Ahmet Mithat’ın Çerkez Özdenleri ve Çengi oyunlarının başarılı gösterimlerinin ihbarı sonunda bir gecede yıktırıldı.
ŞEHZADEBAŞI TİYATROLARI 1886 – Şehzadebaşı’nda 4 tiyatro olduğu bunlardan ancak Mınakyan yönetimindeki Osmanlı Tiyatrosu ile içinde Şarakaşyan Hanım’la Keorgyan’ın bulunduğu Mesire-i Efkâr Tiyatrosu’na gidilebileceği belirtiliyor.
OSMANLI OPERA KUMPANYASI 1887 – Beyazıd’da kuruldu. Şehzadebaşı’nda gösterimler verdi. Yöneticisi Dikran Kalemciyan Efendi’dir.
SONRAKİ YILLAR 1892 – Şahinyan bir operet topluğu kurdu.
1894 – Kel Hasan Hayalhane-i Osmanli Kumpanyası için Osmanlı Tiyatrosu adını da kullandı.
1895 – Kambur Mehmet ve Mehdi Efendi’ler Eğlencehane-i Osmani Kumpanyası’nı kurdular.
RIDVAN PAŞA’NIN YASAĞI 1904 – Oğlunun tiyatroyla uğraşmasını istemeyen İstanbul Belediye Başkanı Rıdvan Paşa, İstanbul’da Türkçe oyun oynanmasını yasak etti. Yalnız yabancı topluluklara ve Karagöz-Meddah gösterilerine izin vardı. Topluluklar çaresizlik içinde İstanbul dışına dağıldılar.
1906 – Rıdvan Paşa öldürülünce yerine Bursa Valisi Reşit Paşa geldi ve tiyatrolar yeniden açıldı. Özellikle Mınakyan topluluğu temsillerine başladı.
1906 – Aynı yıl, Ahmet Fehim Efendi, Osmanlı Tiyatrosu (komedi, vodvil ve dram kumpanyası) adıyla bir topluluk kurdu.
SARAY TİYATROLARI Özellikle Çırağan ve Dolmabahçe saraylarında geçici tiyatrolar vardı. Abdülhamit’in Yıldız sarayındaki tiyatrosu önemlidir.
1858 – Dolmabahçe Tiyatrosu bugünkü İnönü Stadyumu’nun yerine kuruldu. Üç sırada 30’u aşkın locası vardı ve 300 kişi alabiliyordu.
1889 – Yıldız Sarayı’nda tiyatro yapıldı. Küçük, dar, uzun bir dikdörtgen biçimindeydi. Sultan Locası tam sahne karşısındaydı. Tiyatro hareme bir köprüyle bağlıydı. Salonun üçte iksi paretr ve sahneydi.¬ Tiyatro 1987’de onarılarak yeniden hizmete açıldı.

Edited by: onur
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #2
DRAMATİK EDEBİYAT
Yazarlar
İlk oyunu yazan İbrahim Şinasi’dir (1826-1871): Şair Evlenmesi
Ancak döneme damgasını vuran Namık Kemal’dir (1840-1888): Vatan Yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celaleddin Harzemşah, Kara Bela.
Ahmet Mithat’ın (1844-1912) pek çok oyunu çağında sergilenmiştir (Eyvah!, Açık Baş, Ahz-ı Sar yahut Avrupa’Nın Medeniyeti, Çerkez Özdenleri vs.)
Şemsettin Sami (1850-1904) üç başarılı oyun yazmıştır: Besa yahut Ahde Vefa, Gave, Seydi Yahya.
Recaizade Mahmut Ekrem (1847-1931) dört oyun yazdı: Afife Anjelik, Atala yahut Amerika Vahşileri, Vuslat yahut Süreksiz Sevinç, Çok Bilen Çok Yanılır.
Ebüzziya Tevfik, Saimpaşazade Sezai, Muallim Naci ve Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde eser veren Abdülhak Hamit de oyunlar yazmıştır (İçli Kız, Tarık yahut Endülüs Fethi, Sabr üs Sebat, Finten vs.)
Manastırlı Mehmet Rıfat, Hasan Bedreddin Paşa içinde telif ve çeviri 20 kadar oyun bulunan bir dizi yayınladı. Ahmet Vefik Paşa Moliere çeviri ve uyarlamaları yaptı. Bursa’lı Feraizcizade Mehmet Şakir, Vefik Paşa’nın yanında yetişti, Moliere’i öğrendi ve 6 telif komedya yazdı. Bunlarda Moliere etkileri baskındı.
Oyunlar ve Türler
1) Komedyalar
Gelenekten gelme yetenekle dönemin en başarılı türü komedyalar ve buna çok yakın olan müzikli oyunlardır.
Ancak diğerlerine göre daha az yazılmış ve sahneye daha da az çıkmıştır.
Yazarlar ve Oyunlar
Şinasi’nin Şair Evlenmesi önemli bir adımdır. Tiyatroyu iyi bilen Ali Bey’in iki kısa komedisi vardır (Misafiri İstiskal, Geveze Berber). Suphi’nin dört perdelik Felaket-i Aşk komedyası bu iki oyuna benzer ancak kuruluşu ve güldürü öğeleri daha başarılıdır. En başarılı yazar Feraizcizade Mehmet Şakir’dir. Dönemine göre hem dil hem de tiyatro açısından ileridedir. Oyunları kimi yönlerden Moliere’in motiflerini içerir.
2) Manzum Dramlar
Böyle bir tür yoktur. Dönem yazarları tragedya diye yazmışlar fakat buna uygun kuruluş, çatışma, izlenim ve etkiyi gerçekleştirememişlerdir. Tragedyanın Avrupa’da da ömrünü doldurduğu bu yıllarda daha ötesini de beklememelidir.
Yazarlar ve Oyunlar
İlk tragedya denemesi, Ali Haydar Bey’in Sergüzeşt-i Perviz’dir. Başka manzum oyular da yazmıştır.
Abdülhak Hamit, aruzla yazdığı, kafiye bakımından mesnevi, tartım bakımından Şehname’yi örnek alan Sardanapal oyununda Asur tarihi konu alınır. Diğer oyunları, Kabil’de geçen Nesteren, yine aruzla yazılan Eşber, Duhter-i Hindu vd..
3) Romantik Dramlar
En büyük etkiyi yapan Hugo da dahil ama onunla sınırlı olmayan Romantizmdir. Schiller, Goethe, Hugo, Rostand etkili olmuştur.
Romantizmin temeli özgürlüktür. Klasiklik; mantık, gerçekçilik ve olaysal gerçeklere bağımlıyken romantiklik bu bağların hiçbirini tanımaz.
En başarılı örnek Finten sayılabilir.
Dönem oyunlarının özellikleri
Bu dönemin romantik dramlarında şu özellikleri buluyoruz:
Konular;
- Kötülük ve iğrençlik, gariplik ve olağan-dışılık
Örneğin çocuğunun ölümünü isteyen baba (Macera-yi Aşk), çocuğunu öldüren baba (Besa), anne ve kızına göz koyan papaz (Tarık) v.
- Güzelle çirkin karşıtlığının yan yana oluşu.
Finten, Kara Bela
- Yer ve zamanın uzaklığı
Duhter-i Hindu (Hindistan), İdbar ve İkbal (Çin)
- Çeşitli çevre ve toplumsal sınıftan insanların bir araya gelişi
Duhter-i Hindu (İngilizler ve yerliler), Gave (köylüler ve soylular)
- Kaynağı coşkunluk olan ülkücülüğün ve yücelmenin önemi
Vatan Yahut Silistre
Dil bakımından;
- Coşkusal ve özensi bir dil kullanılmıştır.
Vatan Yahut Silistre, Celaleddin Harzemşah
- Karmaşık ve coşkusal imgeler, söz sanatlarına başvurulmuştur.
Şir, Abdülhak Hamit’in oyunları...
- Düzyazılı oyunların içine manzum parçalar konulmuştur.
Duhter-i Hindu, Tarık, Finten...
Karakterlerin İşlenişi;
- Öznel; söylenişler, kendi kendine konuşmalar veya seyircinin duyup öteki oyun kişilerinin duymayacağı (apar) biçimde verilmiştir.
Tarık’ın, Rodrigue’in başını kestikten sonra söylenişi gibi.
- Kimi yazarlar kimi karakterleri derinliğine işleyebilmiştir.
Celaleddin Harzemşah, Finten...
- Aşırı duygu ve coşkunlukla dolu, daha çok tipleştirilmiş karakterler vardır.
İslam Bey, Kaptan Paşa, Ebül’ülâ...
- Oyun kişilerinde nitelik ve incelik bakımından büyük çeşitlilik vardır.
Celaleddin Harzemşah, İbn-i Musa...
- Karakterlerin sembolizmi: Vatanseverlik, ülkücülük, zalimlik, halk önderliği.
Olayların düzeni;
- Olaylar dizisi çoğunlukla melodram kuruluşu içinde, olayların akışı itkisiz, gerçeksizdir.
- Şaşırtıya, beklenmediğe ve rastlantılara geniş ölçüde yer verilir.
- Coşkunluğa, duygusala, dokunaklılığa önem verilir.
- Olaylar dizisi ve konudaki sembolizm, eserde yer, zaman ve konu bakımından gözetilmeyen bir birliği sağlar.
Duhter-i Hindu, Gülnihal’de zulme karşı ve özgürlük için savaş; Macera-yi Aşk’ta evlenecek çiftlerin birbirini görmeden veya ana babalarının salt kişisel istekleriyle yapılan evlenmelerin kötü sonuç verişi gibi.
- Kimliklerin değiştirilmesi, dolantılar, gerçeklerin çok sonra anlaşılması gibisinden yapmacıklar vardır.
- Büyük sahnelerin, doruk noktaların, perde sonlarının önemi vardır.
- Önemli ölçüde yer değişiklikleri vardır.
Celaleddin Harzemşah ve Finten’de olduğu gibi Yazarlar kimi kez oyunlarının oynanmamak üzere yazıldıklarını belirtmişlerdir.
- Dekorda doğa, yabancılık (egzotizm) vurgulanır.

Romantik dramlar, bu öğelerin bazıları bakımından başka türlere de yaklaşır. Örneğin kimi manzum dramlar, dil bakımından bir ayrım gözetilmemiş olsa, romantik dram örneklerine de girerler. Romantik dramlara en yakın tür melodramlardır, pek çok ortak özellikleri vardır.
Melodram Romantik Dram
Oyunların kuruluşu, kişilerin tipleştirilmesi çok sınırlıdır ve önceden beli bir örneğe göredir.
Sergileme çoğunlukla bir anlatıyla verilir. Eyleme dayanan bir sergileme vardır. Atılım ve geciktirime hazırlık böyle bir eylemle oyunun başlarında olur.
Genellikle mutlu biter. Kötüler cezasını görür ya da suçlarının acısını çeker. İyiler mutluluğa kavuşur, iyiliklerinin karşılığını görür. Çoğu edebiyatçı olan romantik dram yazarları böyle bir son için kendilerin zorlamazlar. Bu tür sonları küçümsel ve trajik sonları yeğlerler.

Romantik Dramların sınıflandırması
a) Masal, mitoloji ve tarih kaynaklarına başvuranlar.
Masal ve mitoloji genelde doğu kaynaklıdır: Binbir Gece, Zend-Avesta, Şehname gibi. Yunan mitolojisi öğelerine rastlansa da romantik dramlarda bu yoktur.
b) Yüceltici, ülkücü dramlar.
Vatanseverlik, yiğitlik, zalime, haksızlığa karşı özgürlük ve kurtuluş savaşı, namus, sözünün eri olmak gibi konulardadır.
Genelde Doğu-İslam tarihine yönelmiş, Osmanlı tarihini hiç ele almamışlardır.
c) Tutkuların, sevginin öç almanın romantikliği.

4) Melodramlar
Dönemin en iyi tanınan türüdür: Hem yabancı hem yerli topluluklar çokça oynamıştır, biçim bakımdan belirgindir ve çağın anlayışına uygun düşer.
Romantik ve duygusal dramlarla yakınlık gösterir ve bu iki tür arasında bocalayan örnekler çoktur.
Önemli örnekleri: Fakira yahut Mükâfat-ı İffet, Ahmet Yetim yahut Netice-i Sadakat (Hasan Bedreddin Paşa ve Manastırlı Mehmet Rifat), Eden Bulur yahut Merhametsiz Valide (Mehmet Ziha), Afife Anjelik (Recaizade).
Namık Kemal’in oyunları Metin And’ın sınıflandırmasında melodrama dahil edilmiyor.
Melodramların Özellikleri

OLAĞANDIŞI VE ABARTI Hareket noktası genellikle olağandışı ve abartılıdır fakat seyirci ya da okuyucu tarafından benimsenebilir.
SAHNELERİN BAĞIMSIZLIĞI Kuruluşunda sahneden sahneye veya perdeden perdeye bir bağımsızlık görülür.
ÖNEMLİ ÖĞELER Hava, günün zamanı, mevsim, tarihsel çağ önemli öğeler olabilir.
NEDEN-SONUÇ GEVŞEKLİĞİ Tragedya ve dramlarda ayrı olarak, olayların sırasında bir etki bağlantısı, bir gerekçe çok gevşektir.
ÇABUK DEĞİŞİMLER Olaylarda çabuk değişmeler, tartım ve hava değişiklikleri görülür.
KALIN ÇİZGİLİ DUYGULAR Korku, acıma, sevinç, nefret gibi duygular kalın çizgiler ve çok güçlü duygular olarak verilir.
ÇATIŞMA Çatışma, en kalın çizgisiyle, iyi ve kötü arasındadır.
KİŞİLER Kişiler belirgin tipler olarak çizilir. İyiler ve kötüler olarak kesin ikiye ayrılır.
OLAYLARIN KAYNAĞI Olayların kaynağı ruhsal etkiler yerine, eylemler ve dolantılardır.
MUTLU SON Olay genelde mutlu sonla biter. Kötüler cezasını görür. İyiler hak ettikleri mutluluğa kavuşur.
5) Duygusal ve Evcil Dramlar
Bu dönemin başarısız olmakla birlikte en özgün türüdür. Yazarlar bu türde bir ölçüde gerçekçi olabilmiş, evcil ve duygusal dramlar konusunda ilk denemeleri yapmışlardır.
Bunlarda göreneklere körü körüne bağlılık, kötü alışkanlıklara düşkünlük, esirliğin, kaç-göçün olumsuz sonuçları, gençlerin evlenmeleri gibi toplumsal sorunlara değinlimiştir.
Özellikle Namık Kemal’in Zavallı Çocuk ve Recaizade’nin Vuslat oyunlarının açtığı çığırla bu türde oyunlar yazıldı. Bazı başarılı örnekler olsa da çoğu birbirini tekrar etti.
Bu türün içinde çevre olarak köyü işleyenler de oldu: Talihsiz Delikanlı yahut Firaklı Köy Düğünü (Cemil)

Bu oyunlarda yinelenen durum, dramatik durumları 36 kesimde inceleyen Polti’nin 28. durum olarak ele aldığı “Yasaklanan veya engellenen aşklar” başlığına denk düşer. Bu ana durumda sayılan engellere göre örnekler:
- Sınıf ayrımının engellenmesi.
Garip Çoban, Tesir-i Aşk...
- Servet ayrımının engellenmesi.
Dahiye-i Aşk, Felaket...
- Düşmanlıklar ve rastlantısal engeller
Feryat, Bedbaht Aşıklar, Vuslat...
- Kızın bir başkasına verilmek istenmesi veya sevilenin başkasıyla evlendiğinin sanılması.
Firkat, Kaza ve Kader, Zavallı Çocuk...
- Ailelerin gençler arasındaki ilişkilerden hoşlanmaması
Namurad, Asi Behçet...
- Üvey ana, üvey baba, kaynana ve kaynatanın engellemeleri
Şefkatsiz Valide, İçli Kız
- Sevgililer arasındaki uyuşmazlık
Esrar-i Aşk, Biçare...
6) Müzikli Oyunlar
Dönemin en başarılı türü güldürü, opera, operet, vodvil biçimde yazılmış müzikli oyunlardır. Bunun başlıca iki sebebi şunlar olabilir:
1. Geleneksel tiyatro da müzik, dans ve güldürünün bir karışımı olduğu için yazar ve seyirci beğenisi bu türe yatkındı.
2. Yabancı toplulukların karşımıza çıkardığı en iyi örnekler de dramatik tiyatrodan çok lirik tiyatrodandı.
İstanbul’da yabancı besteci ve yazarlar operalar, müzikli oyunlar yazmış, burada sahneye koymuşlardır. 1855’de Naum Tiyatrosu’nda oynanan Silistre Operası (konumuzun dışında kalsa da) oldukça önemlidir.
Dikran Çuhacıyan (1837-1898) bu dönemde çok oyanmış çeşitli eserler yazmıştır: Arif’in Hilesi, Köse Kahya, Leblebici Horhor Ağa, Zemire (Abdülhak Hamit’in Duhter-i Hindu’sundan esinlenerek)...
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
|
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Tiyatro Tarihi Ve Düşüncesi onur 0 633 01-10-2008 06:27 PM
Son Mesaj: onur

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir