Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Okul öncesi eğitimin önemi
Mesaj: #1
eğitim; mecburi eğitim çağına kadar olan çocukların zihin, beden, duygu ve sosyal gelişimlerini sistemli bir ortam içerisinde daha iyi sağlayan, onlara iyi alışkanlıklar ve davranışlar kazandıran, yeteneklerinin gelişmesine yardım eden, ilkokula hazırlayan ve ilköğretim bütünlüğü içinde yer alan eğitim devresidir...

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİ

Yaşamını sürdürebilmek için kendisi gibi diğer insanların bakım ve ihtimamına muhtaç olan insan için yaşam geniş anlamda bir eğitim sürecidir. Bu süreç içinde çevresindeki diğer insanlarla sürekli bir etkileşim içinde bulunur. Bireyin gelişmesi, doğuştan sahip olduğu zeka, yetenek vb. potansiyel niteliklerini en üst düzeye çıkarabilmesi için uygun bir yaşam ortamına gereksinimi vardır. İnsanoğlunun binlerce yıldır süren gelişme, ilerleme isteği onu sürekli olarak yeni şeyler aramaya, kendisi için daha iyi yaşam ortamları yaratmaya yöneltmiştir. Özellikle son birkaç yüzyılda kendi kendini tanıma çabalarına hız veren insanoğlu, bugün artık çocuğun yetişkinden farklı olduğunu, duygu düşünce ve diğer gelişim özellikleri bakımından onunla kıyaslanmasının mümkün olamayacağını anlamış bulunmaktadır.
Günümüzde yaşamın ilk beş yılının önemine değinen araştırıcılar bu ilk yılların kişinin gelecekte nasıl bir birey olacağının belirleyicisi oldukları konusunda giderek daha fazla görüş birliği içerisindedirler. Bu nedenle de okul öncesi dönem ve bu dönemde uygulanacak eğitimin önemi her geçen gün gittikçe daha fazla vurgulanmaktadır.
Okul öncesi eğitim; mecburi eğitim çağına kadar olan çocukların zihin, beden, duygu ve sosyal gelişimlerini sistemli bir ortam içerisinde daha iyi sağlayan, onlara iyi alışkanlıklar ve davranışlar kazandıran, yeteneklerinin gelişmesine yardım eden, ilkokula hazırlayan ve ilköğretim bütünlüğü içinde yer alan eğitim devresidir. Başka bir tanıma göre okul öncesi eğitim; çocukların ilköğretime başlamalarından önceki dönemde, zihinsel, duygusal, kültürel, bedeni ve sosyal gelişmesini içine alan, yaş ve yetenek özelliklerini de dikkate alarak yapılan planlı ve programlı eğitim olarak tanımlanmaktadır.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİME NEDEN
GEREK DUYULMUŞTUR ?

Yirminci yüzyılın ilk yarısında sanayi ve teknoloji alanındaki gelişmeler, hızlı nüfus artışı ve kentleşme, artan hayat pahalılığı ve gelir düzeyini yükseltme zorunluluğu gibi etkenler, toplumun yapısında birtakım sosyal değişmelere ve ekonomik gelişmelere yol açmıştır.
Bu değişmelerden en fazla etkilenen sosyal kurumların başında aile müessesesi gelmektedir. Aile kadroları gelişmelere paralel olarak daralıp küçülmeye başlamıştır. Böylece zaman içinde büyükanne- büyükbaba kadronun dışında kalmışlar. Böylelikle geniş aile tipi yerine ana-baba ve çocuklardan oluşan modern aile dediğimiz çekirdek aile tipleri doğmuştur. Günümüzde üç jenerasyonun birlikte yaşadığı aile tipine ancak kırsal kesimde rastlamaktadır.
Öte yandan ailede kadının işlevi değişmiştir. Kadınlar annelik ve ev işlerinin yanında başlangıçta ailenin geçimine katkıda bulunmak için bir iş tutmak, bir meslek edinmek zorunda kalmışlar, daha sonra da sosyo-kültürel seviye öğrenme arzusu topluma hizmet etmek görev duygusu gibi etkenler kadını evin dışında çalışmaya sevk etmiştir. İşte bu şekilde annenin çalışmak zorunda kalması ve evde çocuğa bakacak bir kimsenin bulunmaması, çocuğun bakımı ve kimin eline bırakılacağı sorunu okul öncesi eğitim olgusunu ortaya çıkartan faktörler olmuştur.
Çocukların bakımı ve eğitimi zorunluluğu zamanla aile müessesesinin yanında kreş, yuva, anaokulları ve anasınıfları gibi müesseselere olan ihtiyacı kamçılamıştır. Büyük şehirlerde bu kurumlar bugün çocuk eğitiminde çalışan annelerin en büyük yardımcıları durumuna gelmiştir. Artık hiç değilse bir çok anne çocuklarını emanet eşya gibi ya akraba yanına ya da komşuya bırakmaktan kurtulmuşlardır.
Okul öncesi eğitim kurumları sadece annesi çalışan çocukların yararlanacağı bir yer değildir. Her bir çocuk, kişiliğinin özgürce gelişimi için okul öncesi eğitim sürecinden mutlaka istifade ettirilmelidir. Çocuğun kişiliğinin belli kalıplara döküldüğü, duygu tohumlarının ekildiği bu devrede çocuk ne tamamen ailede kalmalı, ne de tamamen okul öncesi eğitim kurumuna bırakılıp anneden ayrı bırakılmalıdır. Bu dönemde aile ile kurumlar arasında sıkı bir işbirliği sağlanması daha yerinde olacaktır.
Aile çevresindeki koşulları ne denli iyi ve elverişli olursa olsun, çocuğu yaşıtlarıyla birlikte uygun bir ortamda ve uzman eğitimcilerin gözetiminde temel öğrenim olan ilkokula hazırlamak, daha olumlu sonuçlar vermektedir. Kaldı ki, ülkemizin ekonomik ve toplumsal yapısı sonucu, aileler, çocuklarının maddi ve manevi gereksinimlerini yeterince karşılayamamakta, gerekli çağdaş pedagojik formasyondan yoksun bulunmakta ve çocukların eğitim ve öğreniminde devletin desteğine ihtiyaç duymaktadırlar.
Gelişmekte olan ülkemizde sanayileşmenin paralelinde, yaşam koşulları kadının çalışmasını zorunlu kılmış, bu da okul öncesi eğitimin önemini bir kat attırmıştır. Yaşamın özellikle ilk üç yılında, annenin, çocuğunun eğitimiyle meşgul olması, hiçbir kişi ya da kurumdan yardım istememesi kuşkusuz en sağlıklı yoldur. Ancak, yaşam koşulları sebebiyle, annenin aileye ekonomik katkıda bulunmak üzere çalıştığı durumlarda, “ bakıcı ” dan yararlanma seçeneği birçok eğitimsel yanlışı da beraberinde getirmektedir. Çocuk, model olarak kendisine bakan bu kimseyi aldığından, onun konuşmasındaki dilbilgisi hatalarını, örf ve adetini taklit yoluyla kolayca öğrenebilecektir. Daha da önemlisi, anneye en çok gereksinim duyduğu bu dönemde anneyle fizik temastan ve duygusal etkileşimden uzak büyüyecek, bu da çocuğun kişiliğini ve duygusal gelişimini önemli bir biçimde etkileyecektir. Büyükanne yanında bakım, aşırı hoşgörü ve şımartma sebebiyle, eğitimsel açıdan tehlikelidir.

TARİHSEL AÇIDAN OKUL ÖNCESİ
EĞİTİMİNE VERİLEN ÖNEM

Okul öncesi eğitim, Eflâtun’ un ve belki ondan önceki düşünürlerin ilk temellerini attiklari bir süreç, yayginlaştirilmasi ve tüm çocuklarin hizmetine sunulmasi ise Froebel’ in ilk “ kindergarden” düşüncesiyle tüm egitimcilerin ideallerinde varmak istedikleri bir yüce hedef olmuştur. Buna ragmen, yalniz Türkiye’ de değil dünyanın hemen her yerinde okul öncesi eğitimi yaygınlaştırma faaliyetleri halen devam etmektedir.
Ortaçağ Avrupasında çocuk beş yaşına kadar hayatta kalabilirse ondan sonraki yaşamını garantilemiş oluyordu. İnsan sağlığı ile uğraşan okul öncesi eğitim zamanın doktorlarının, çocuklarla ve onların sağlığı ile uğraşmayı tamamıyla ebelere bırakmalarının nedenleri ise; sadece ebelerle aynı seviyede tutulmaktan endişe ettikleri için değil, aynı zamanda beş yaşından küçük çocuğa bir şey yapılamayacağına inandıkları içindi. 18. yüzyılda, bir tıp doktoru olan James Cadogan çocukların bakımsızlıktan öldüklerini, aksi taktirde bu dönemde çocukların enfeksiyonlara ve ateşli hastalıklara büyüklerden daha dayanıklı olduğunu belirtmiştir. James Cadogan, daha çok annelere dönük, çocuk temizliği, bakımı ve beslenmesi konusunda bilgiler veren çalışmalar yapmıştır.
Diğer taraftan, sosyal reformcular da çocuk gelişimi ve eğitiminin öncülerindendir. Okul öncesi eğitiminin yaygınlaştırılmasını, çocuk haklarının korunmasının bir gereği olarak görmüşlerdir. Sosyal reformcular, bilhassa 18. yüzyıl Avrupasındaki endüstri devrimi sonucu fabrikalarda ve maden ocaklarında çalışan çocukların ürkütücü durumunu incelemişler ve bu çocukların bakıma ihtiyaçları olduğunu çalıştırılmaması gerektiğini vurgulamışlardır.
Çocuk gelişimi ve eğitiminde öncüler arasında filozoflar da yer alır. Rousseau, çocukluğun yetişkinlikten ayrı bir dönem olduğunu vurgulamıştır. Rousseau, ortaçağ Hıristiyanların “ çocuğun doğuştan günahkar oluşu” inancını reddeder. Aslında çocuğun doğuştan iyi olduğunu, fakat toplumdaki kötülüklerin etkisinde kaldığını savunur. Rousseau’ ya göre çocuk, doğuştan saf ve her türlü etkiye açıktır. Bu yüzden, eğitimi tamamlama ve kendini toplumun kötülüklerinden koruyabilecek duruma gelene kadar toplumdan uzak tutulmalıdır. Eğitimi ise, hassasiyetle kontrol edilmiş bir “ özgürlük ” içinde verilmelidir.
Rousseau’ dan etkilenen Pestalozzi’ nin çocuk eğitimi alanındaki düşünceleri, yine sosyal reformcuların çizgisindedir. Pestalozzi, bilhassa anneleri çalışan ve kimsesiz çocukların eğitimi için okul açmasının amacını, “ eğitimin bu çocukları yaşamlarında daha şerefli ve insanca bir seviyeye getirmeyi nasıl başaracağını görmek ” olarak belirtir.
Frobel’in “ kindergarden ” ( anaokulu ) kavramı ise bu düşüncelere kuramsal bir şekil getirmiştir. Alman aristokratların kendi çocukları için benimsedikleri bu okul öncesi eğitim modeli, daha sonra orta Avrupa, İngiltere ve Amerika’ da da okul öncesi için vazgeçilmez bir model olarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN TÜRKİYE’DEKİ
TARİHSEL GELİŞİMİ

Osmanlı döneminde, okul öncesi eğitimin ilk tatbikatı olarak Fatih Sultan Mehmet zamanında mayası atılan “ sıbyan mektepleri ” örnek olarak gösterilebilir. Ancak, okul öncesi eğitim devirde çocukların küçük yaştan itibaren sağlam bir dini eğitim görmesi ve dini sağlam insanlar olarak yetiştirilmesi esas alındığından, daha ziyade dini bilgileri hedef alan bu eğitimin, *****huriyet sonrası okul öncesi eğitiminden farklı olduğu anlaşılmaktadır. *****huriyet öncesi dönemde, okul öncesi eğitimi ile ilgili başkaca çalışma, tatbikat ve teşebbüsler olmuşsa da bunların istenen seviyede neticeler vermediği bilinmektedir.
İlk olarak Maarif Nazırı ( Milli Eğitim Bakanı ) Emrullah Efendi 1913 ’de Tedrisatı İptidaiye Kanunu Muvaffakiyetini çıkarmıştır. Bu kanunun 3,4,5. maddelerinde ülkenin her yerinde anaokulları açılması gerektiğine değinilmiştir. 1915’te Ana Mektepleri Nizamnamesi 4.01.1956 ’ya kadar uygulanmıştır. 1915’te İstanbul’da Anaokulu öğretmeni yetiştirme okulu açılmıştır. Bir senelik eğitim veren bu kurum, 1919’da kapanmıştır. 1927-1928’de İstanbul’da iki senelik eğitim veren Anaokulu öğretmeni yetiştirme okulu açılmıştır. 1930-1931’de bu okullar kız teknik okuluna nakledilmiş ve 1933 yılında da kapanmıştır. 5. Milli Eğitim Şurası 1953’te yeniden kapanan okulları açmıştır. Anaokulları teşebbüsü resmi ve resmi olmayan
( özel teşebbüs ) kurumlara bırakılmıştır.

ÇAĞDAŞ ÜLKELERDEKİ OKUL ÖNCESİ
EĞİTİM UYGULAMALARI

Bugün çeşitli ülkelerde okul öncesi çağ çocuklarının bakım ve eğitimleri için aileye, özellikle çalışan anneye yardımcı olmak üzere devletçe işyerleri veya özel kişi ve kuruluşlar tarafından açılmış okul öncesi eğitim kurumları mevcuttur. Bu kurumlarda, kurumun kuruluş amaçlarına, ülkenin eğitim felsefesine ve kurucularının okul öncesi eğitime bakış açılarına göre değişik konulara ağırlık veren programlar uygulanmaktadır.
Bazı ülkelerde okul öncesi eğitim, çocuğu ilkokula hazırlamayı amaçlayarak başarılı bir ilköğretim için gerekli bilgi ve becerileri kazandırmaya çalışırken, bazı ülkelerde, çocuğun toplumsallaşmayı öğrenmesi, iyi alışkanlıklar kazanabilmesi hedef alınmaktadır. Bazı ülkelerde ise, okul öncesi eğitim bir yandan çalışan kadınların çocuklarının bakım problemlerini giderirken diğer yandan da ülkenin temel yönetim ve hayat prensiplerini çocuğa erkenden öğretmeyi hedef almaktadır.
Belçika, Fransa ve İngiltere’de okul öncesi kurumlarda çocuğa güvenli ve duygusal destek gördüğü bir ortam sağlanmasına çalışılmaktadır.
Danimarka’da anaokulunun amacı, çocuklara güvenli, ve uyarıcı bir ortam hazırlamaktır. Gerçekte bir oyun ortamı niteliği taşıyan ve çocuğun kişiliğinin gelişimini ve insanlararası ilişkilerde başarılı olmanın kurallarını öğretmeyi amaçlayan Danimarka anaokulları ilkokula hazırlayan bir eğitim kurumu değildir.
Japonya da ise okul öncesi eğitimin amacı ; eğitim ve öğretimden çok, günlük bakım vermek ve çocuğun psiko-motor ve ruhi gelişimine yardımcı olmak şeklinde özetlenebilir.
Amerika Birleşik Devletlerinde belli bir eğitim sistemi yoktur. Her eyalet kendine has bir sistem uygular. Yerel yönetimler çocukların eğitimi konusunda tedbir alma yetkisine sahiptir. II. Dünya savaşından bu yana pek çok okul yetersiz çevre şartlarında yaşayan çocuklar için “ head start ” programları uygulamaya başlamıştır. Bu programlarla sağlanan erken çocukluk eğitimi, ilkokul başarısını olumlu bir şekilde etkilemiştir.
Hemen hemen hiç bir ülke okul öncesi eğitiminde okullaşmayı tam sağlayamamıştır. Fransa %50; Danimarka %15; Japonya %41 dolaylarında bir okullaşma oranı vardır. Genellikle dünyanın her ülkesinde okul öncesi eğitim ana-babanın temel görevleri arasında görülür ve onların çaba ve istekleri esas kabul edilir.

ÜLKE POLİTİKASI OLARAK OKUL ÖNCESİ
EĞİTİME VERİLEN ÖNEM

Okul Öncesi Eğitimin Milli Eğitim Şuralarındaki Yeri: XII. Milli Eğitim Şurasında; Okul öncesi eğitimde % 4’ lük bir okullaşma oraninin % 10’ a çıkarılması ; okul öncesi eğitim çalışmaları için gerekli fiziki ve sosyal ortam standartlarının geliştirilmesi; okul öncesi eğitim kurumlarında çalışacak rehberlik ve denetleme görevlerini yapacak yeterli sayıda personelin bulundurulması ; okul öncesi eğitim ile ilgili, eğitim araç ve gereçlerinin ihtiyacı karşılayacak seviyeye getirilmesi , kararlaştırılmıştır.
Okul Öncesi Eğitimin Kalkınma Planlarındaki Yeri: beş yıllık kalkınma planlarında okul öncesi eğitim gözden geçirildiğinde, 1. beş yıllı kalkınma planında okul öncesi eğitime yer verilmediği görülmektedir. 2.3.4. ve 5. beş yıllık kalkınma planlarında okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması ile ilgili hedefler tespit edilmiştir. 5. beş yıllık plan dönemi sonunda ilkokul öncesi okullaşma oranı % 10’a çıkarılacaktır. Bu hedefin gerçekleştirilmesi ve anaokullarıyla anasınıflarının yaygınlaştırılması için kamu ve özel kuruluş imkanlarından azami derecede yararlanılacaktır.
ANA OKULUNA GİTMEK ÇOCUĞA
NELER KAZANDIRIR ?

Çocuğun oyun gereksinimini en iyi karşılayan toplumsal kurum, “anaokulları” dır. 3-6 yaş çocuklarının eğitimini gerçekleştiren anaokulunu, annenin yokluğunu giderecek bir kurum olarak değil de, annenin tek başına çocuğun üzerindeki ilk yıllardaki rolüne katkıda bulunan ve bu rolü yaygınlaştıran bir kurum olarak değerlendirmek gerekir.
Anaokulu, ilkokula hazırlık olmaktan çok, ailenin dışına atılan ilk adım olarak düşünülmelidir. İlk 3 yıl içinde çocuk, model olarak aldığı anne ve babasından alabileceğini alır ve kendisine tanınan fırsatlar ölçüsünde belirli bir psiko-sosyal olgunluğa varır. Ancak bu gelişim sınırlıdır.
Froebel’ in deyişiyle : “ anaokulunun amacı, öğrenmeye ilgi uyandırmaktır.” Anaokulu, çocuğa bilgi aktarmaktan çok, çocuğun içinde var olan yeteneklerin serpilip gelişmesine yardımcı olur. Çocuk, anaokulunda en iyi oyun ortamını bulur, işbirliğini geliştirrir, yaşıtlarıyla ilişkiye girer. Anaokulu çocuğa, kendi hakkını korurken, paylaşmayı ve başkalarının özgürlüğünü zedelememeyi öğrenir.
Anaokulları, çocukların sözel faaliyetlerine önem veren ve onlara hareket imkânı hazırlayan kurumlar olmalıdırlar. Anaokulunda renk, sayı ve kavramlar çocuğun düşüncesine uygun bir biçimde somuta indirgenerek verilir. Parmak boya ve resim faaliyeti, su oyunu, kum oyunu, ritmik jimnastik, bloklarla oynama önde gelen oyun dizileri arasında sayılabilir. Çocukların en hoşlandıkları dramatik oyun köşeleri, doktorculuk, bebekçilik, bakkalcılık köşeleridir. Çocuk, en iyi ve örgütlü oyun ortamını anaokulunda bulur.
Anaokulunun temel öğretim programı içinde insan ve hayvanları tanıtma, ülkemize ve dünya ülkelerini tanıma, önemli olay ve günlerle, trafik, görgü gibi çeşitli kuralları öğrenme sayılabilir.
Anaokulu aynı zamanda kuralları en etkili bir biçimde öğretebilen bir kurumdur. Çocuk yaşıtlarıyla ilişkiye girerek birlikte yaşamayı, yemek yemeyi, uyumayı ve oynamayı öğrenir. Böylece başkalarının özgürlüğünden haberdar olur. “Ben” ve “başkasi” kavramalarının bilincine vararak yardımlaşma ve işbirliği duygusunu geliştirir.
Anaokullarının çocukları ilkokula hazırlayan birer kuruluş niteliğinde olmaları önemlerini daha da arttırmaktadır. Toplumsal işlevleri büyük olan anaokulları çocukları barındıran değil fakat onları eğiten ve biçimlendiren çok önemli eğitim kurumlarıdır. Bu tür kurumların yalnızca ticari amaçla açılmaları, çocukların gelişimlerini olumsuz açıdan etkiler.
Birlikte yaşama ve çalışmayı öğrenirken, çocuğu ayrıntılarıyla kopya edeceği,sağlıklı bir öğretmen modeline ihtiyacı vardır. Bu sebeple anaokulu okulu öğretmeninin olumlu bir model oluşturmasının yanında, yeterli düzeyde pedagojik formasyona sahip olması ve mesleğini sevmesi gerekmektedir.
Gelişim yıllarında sağlıklı bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla, annesini ona doyum veren, bakan ve onu koruyan bir birey olarak görür. İhtiyaçları karşılanan bebek anneye güvenmeyi öğrenir. Güven duygusunun yapı taşları da böylelikle atılmış olur. Eğer anne çocuğa karşı tutarlı, kararlı ve olumlu ise, çocukta doyum bulacağına dair bir temel duygusu oluşmaya başlar.
Gelişim yılları boyunca ana-babası tarafından bir birey olarak kabul edildiğini, dinlendiğini, sevildiğini, görüşlerine saygı duyulduğunu gören çocukta kendine saygı, özgüven gelişir. Özgüven, “ bireyin kendisini yetenekli, önemli, başarili ve degerli ” biri olarak algılama derecesi olarak tanımlanabilir.
Okul öncesi eğitiminin amaçlarından biri de , çocuğun anaokulunda kendi kişiliğine karşı olumlu bir tutum geliştirmesidir. Çocuğu okul öncesi eğitimi sırasında yaşantıları mutlu ve anlamlı olursa, ilkokula kendine yönelik olumlu duygularla başlaması ve başarı olasılığı artacaktır. 3 yaşında başlayan okul öncesi eğitim, çocuğa kendini tanımayı, yeteneklerinde haberdar olmayı ve ona akranlarından farklı olan özelliklerini öğretir.
Bedensel, sosyal, zihinsel, duygusal gelişimlerini sağlamada okul öncesi eğitim kurumlarının önemli katkısı, özellikle çocuk, ilköğretime başladığında kendisini göstermektedir. Araştırmalar, okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim gören çocukların bu eğitimi görmeyenlere kıyasla ilkokulda daha uyumlu ve girişken, sosyal etkinliklerde daha başarılı olduklarını ortaya koymaktadır.
Piaget’ e göre çocuğun öğrenmesinde, otonomi ( kendi kendine yönetme ) çok önemli bir faktördür. Çocuk sorusunun yanıtını öğretmenden almak yerine kendi başına bulup keşfettiği takdirde öğrenme etkili olmaktadır. Etkin öğrenme, çocukların seyredip dinlemekle yetinmeyip, bu sürece etkin olarak katıldığı anlamına gelir. Etkin öğrenme, doğrudan deneyimler, etkin araştırma olanakları sunar.
Böyle bir öğrenme ortamında çocuk, ne yapacağına karar verir. Çocuğun çeşitli biçimlerde kullanabileceği bol miktarda malzeme vardır. Okul öncesi eğitim bu malzemeyi özgürce kullanabilir. Yapmakta olduğu faaliyeti anlatır. Yetişkinler ve akranlar, çocuğun problem çözme ve yaratıcılık çabalarını görüp teşvik ederler.
Çocuk merkezli sınıf ortamlarında çocuk, faaliyet alanı olarak kitaplık köşesini, fen köşesini, dramatik veya inşa oyunu köşesini, yazma ya da dinleme köşesini, sanat köşesini, su veya kum havuzunu seçebilir.
Böylelikle çocuk;
• Kendi zaman ve enerjisini gerektiği gibi kullanarak, neyi nasıl yapacağına ilkişkin tercihler yapma ve karar alma fırsatı bulur.
• Kendi seçtikleri amaçları ve görevleri özgür bir biçimde ve sorumlulukla tanımlama ve yeteneklerini geliştirme fırsatı bulur.
• Arkadaş ve yetişkinlerle grup planlamasi yapmak ve ortak çaba gösterme konusunda firsat bulur.
• Düşüncelerini dile getirebilme ve başkalarina iletebilme şansini elde eder.

Bu nedenlerden dolayi, okul öncesi dönemi çocugu, annenin çalişip çalişmadigina bakilmaksizin anaokuluna gitmelidir. Anacak ana-baba anaokulunun seçimine özen göstermeli, bakim yerine egitimi temel alan kurum seçilmelidir. Kurum seçiminde fiziki koşullar kadar, izlenen egitim programi, ögretmenin niteligi ve egitsel araç gereçle oyun malzemeleri dikkate alinmalidir.
Anaokulunda çocuk, temelleri daha dogumdan itibaren evde atilmaya başlanan, ancak çok kere kararli bir tutum bulunmadigi için, istenilen düzeye ulaşamayan temel alişkanliklari ( yemek, uyku, tuvalet, temizlik ) kazanma yolunda olumlu adimlar atabilir.
Burada degişik yetişkinlerle karşilaşan çocuk, ayrica yaşitlari ve kendisinden daha büyük ve daha küçük çocuklarla bir arada oynamayi, onlarin istekleri ile kendi istekleri çatiştiginda kimseye zarar vermeden bunun üstesinden gelebilmeyi de ögrenebilir.
Bir okul öncesi kurumda belirli bir zaman dilimi içinde bir sira düzen izleyen faaliyetler, çocugun zaman kavramini ve bunun insan yaşamindaki yerini ve önemini ögrenmesine yardimci olur.
Okul öncesi kurum, ögretmenin denetim ve uyarilari ile çocuklara okuldaki eşyalari ve oyuncaklari ortaklaşa kullanmayi birbirlerinin sirasini ve hakkini gözetmeyi ve birbirleri için bir şeyler yapabilmeyi ögretebilecek en iyi ortamlarda birisidir.
Yemek sirasinda arkadaşlarina ekmek servisi yapmanin, onlarin bardaklarina su doldurabilmenin çocuk için zevkli bir ugraş oldugu kadar gelecekte kuracagi insan ilişkileri için de olumlu bir temel oluşturacagi kuşkusuzdur.
Çocuklar evde yapamadiklari birçok faaliyeti anaokulunda gerçekleştirirken, arkadaşlari ile konuşarak onlarin düşüncelerinden haberdar olurlar. Kendi görüşlerini ve düşüncelerini rahatça ifade edebilirler. Hatta oynadiklari oyunlarda, gerek evde gerekse okulda yakinlari ve arkadaşlarina karşi duygularini ifade etmek firsatini bularak rahatlarlar.
Okul öncesi kurumlarin yararlarini sayarken listeyi daha çok uzatmak mümkündür. Ancak unutulmamasi geren bir nokta var ki çok kere gözden kaçmaktadir. Okul öncesi kuruma vererek ailenin tüm sorumluluktan kurtulmuş oldugu fikri. Böyle bir düşüncenin kesinlikle yanliş oldugunu söylemek gerekir. Ana-baba olarak çocugumuza karşi sorumlulugumuz yaşamin her döneminde devam etmektedir. Hele bebeklik ve çocukluk gibi ilk dönemlerde bu sorumlulugumuzu hiçbir kişi ve kurum yardimi azaltamaz.

ANAOKULUNA GITMEK ISTEMEYEN ÇOCUGA
NASIL YARDIMCI OLUNABILIR ?

Anaokuluna gitmek istemeyen çocuk genellikle kuralsiz ve özgür ortamda, diledigi gibi yaşamini sürdürmeyi yegleyen çocuktur. Çocuk merkezli ev ortaminda ilkeler ortaya kesin hatlariyla konmadigi zaman kurumdaki ögle uykusu ve yemek çocuk için göze batan, rahatsiz edici unsurlar olmaya başlar. Çogunlukla koruyucu ve aşiri hoşgörülü ( gevşek ) aile ortamlarindan gelen çocugun okul çevresinde kaygisi artar. Çocuk evdeki kuralsiz dünyasinda büyükannesine herşeyi yaptirabilmektedir. Düzenini de bozmak istememektedir.
Çocugun anaokulunu reddetmesi halinde, ana-baba, büyükanne ve büyükbabadan herhangi birinin çocuktan yana tutumu ona güç verir ve tepkisi büyür. Oysa çocugun katildigi ilk sosyal kuruma uyumu önemlidir. Okula gidişinin tüm aile üyelerince desteklenmesi beklenir. Burada önemli ölçütlerden birincisi, çocugun kurumda ana-babanin yaninda arkadaşlariyla oynayabilmesi, ikincisi ise, ana-baba kurumdan ayrildiginda aglamayi kesip oyun faaliyetine girebilmesidir. Bunlarin gerçekleşmesi halinde, çocuk kuruma uyum konusunda zorlanmalidir.
Bu amaçla ailenin tüm bireyleri, çocugun kuruma gitmesi konusunda görüş birligi içinde olmalidir. Çocuk servise ya da anaokuluna, bagimli olmadigi ebeveyni tarafindan götürülmeli, okula gitme konusunda hiçbir şekilde ödün verilmemelidir. Uyum konusunda zorlanan çocuk için çeşitli yöntemler uygulanabilir. Örnegin ebeveyn çocuktan kademeli uzaklaşma yolunu seçebilir. Birinci gün salonda, ikinci gün bahçede kalan anne, üçüncü gün öglen yemegine ugramakla yetinebilir. Ancak ebeveynin kurumdan ayrilmasindan sonra aglamani gün boyu devami ve çocugun fizyolojik zarar görmesi, kilo kaybi halinde bir uzman çocuk psikologuna başvurulmalidir.


IYI BIR OKUL ÖNCESI KURUMU NASIL OLMALIDIR ?

Ana-babanin okul öncesi çocugunu teslim edecegi okul öncesi kurumla ilgili olarak en önemli sorumlulugu, çocugu için seçecegi bu kurumun niteliklerini titizslikle inecelemeye başlar. Iyi bir okul öncesi kurum, havadar, aydinlik ve çocuklarin rahatça hareket edebilecekleri kadar geniş olmali. Temiz bir mutfak, saglik koşullarina uygun bir uyku ve dinlenme alani bulunmalidir.
Yeterli ve yetişmiş personelden oluşan bir egitici kadroya sahip olmali ve her çocugun ilgisini çeken bir program uygulamalidir. Konuşma, oyun, resim, müzik, kil, kum, su gibi her türlü geliştirici ve yaratici alişkanliklari kazanabilmelerine özen gösterilmeli, ayrica onlarin ilkokulda karşilaşacaklari görevlere hazir olmalarini saglayacak ön aliştirmalara yer verilmelidir. Ancak okuma yazma ögretimine kesinlikle geçilmemelidir.
Bugün ülkemizde gerek Milli Egitim Bakanligi’nın ilkokullara bağlı olarak açtığı ana sınıfları, gerekse özel kişi ve kuruluşların açmış oldukları, çoğunlukla büyük şehirlerde bulunan okul öncesi kurumlar, sayıları ve nitelikleri bakımından bu dönemdeki çocuklarımızın tümünün ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Oktay, A. Okul Öncesi Eğitiminde Bazı Temel Kavramlar . Ya-Pa Yayınları,
İstanbul: 1984.

Savaş-Ülküer,N. Dünyada ve Türkiye’de Okul Öncesi Eğitimin
Yaygınlaştırılması. Ya-Pa Yayınları, İstanbul: 1985.

TBMM 1998 Yılı Bütçe Raporu. Ankara, 1997.

Ural, M. Ülkemizde Okul Öncesi Eğitimin Yeri ve Önemi. Ya-Pa Yayınları,
İstanbul: 1986.

Yavuzer , H. Çocuğunuzun İlk Altı Yılı. Remzi Yayınevi, İstanbul: 1999.

Yavuzer , H. Ana -Baba ve Çocuk. Remzi Yayınevi, İstanbul: 1998.
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
|
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  okul aidatları asibozo 0 1,233 12-05-2007 02:17 AM
Son Mesaj: asibozo

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir