Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bati Dünyasinda Istanbulun Fethi..
Mesaj: #1
Fatih Sultan Mehmet´in ordusu Bizans´i yagmaladi mi? Kentteki yaslilar öldürülüp, tüm genç erkek, kadin ve çocuklar köle yapildi mi? Üç gün boyunca kentin tüm hazineleri yagmalanip, kiliseleri harap edildi mi? Bütün bu sorularin cevaplari batili kaynaklara göre, evettir. Gerçek böyle dahi olsa, sonuç degismeyecektir çünkü yasananlar 1453´ün yasam gerçekleridirler. 150.000 kisiyle Bizans´i kusatan Sultan Mehmed´in gerçek ordusu 62.000 askarden olusuyordu. Digerleri, yagma ve talan umuduyla kusatmaya katilan her milletten basibozuklar, parali askerler ve maceraperestlerdiler ve Fatih onlara ganimet vaad etmisti. Istanbul´un fethinin karsi pencereden bakildiginda görünen öyküsü iste bu…

-----------------------------------
II. Sultan Mehmet (1451-1481), 21 yasinda Osmanli tahtina oturdugunda tek bir düsüncesi vardi; Bizans´in baskenti Constantinople´u yani Istanbul´u almak. Kent, bir zamanlarin dev imparatorlugu olan Hiristiyan Dogu Roma´dan geriye kalan tek yerdi. Bizans´in son döneminde kontrol edebildigi yegane ülke, isyan atesinin kivilcimlandigi Romanya topraklariydi. Yeni Sultan, öncelikle diplomatik yeteneklerini kullanarak, Bizans´in baskentini izole etmeye basladi, Imparator´un batidaki müttefikleri olan Macarlar ve Venedikliler´le anlasmalar imzaladi. Anlasmalarin geçici oldugunu biliyordu, onun için önemli olan sey kisitli bir zaman içersinde, özgürce hareket edebilmekti. Yari ölü Bizans´i yikacak üflemeyi yapabilmek için çabuk olmak zorundaydi. Yunanli tarihçi Michael Dukas´a göre Sultan, fetih planlarini çok önceden hazirlamisti, gece ve gündüz durmaksizin savasarak fethi düsünüyordu. Ilk olarak, planlarini erteledi ve ezeli düsmani Karaman Emiri Ibrahim´in üzerine yürüdü. Orta Anadolu´yu garantiye aldiktan sonra, 1451´de baskenti Edirne´ye geri dönerek, tekrar fetih planlarinin basina oturdu. Bu arada, Bizans´in tüm ekonomik ve askeri kaynaklarini engellemeye basladi. 1451 kisinda, Bogaz üzerinde bizzat basinda bulunarak güçlü bir kale insaatini baslatti; çilginlar gibi çalisan Osmanlilar, 1452 Nisan ortalarinda kaleyi tamamladilar. Simdiki adiyla Rumelihisari yani Bogazkesen Kalesi, Bogaz´in en dar yerine insa edilmisti. Birkaç olaydan sonra, hiçbir geminin batirilmadan Bogaz´dan geçemeyecegi hemen anlasildi. Karadeniz yolu kapanmisti. Ilk dönemde, geçmek isteyen gemilerden vergi alindi, vermek istemeyen gemiler hemen batiriliyordu. 1452 yili sonunda uyarilara aldirmayan bir Venedik gemisi, yeni kaleden atilan iki gülleyle batti ve 30 gemicisi esir alindi. Tutsaklar, Sultan´in huzuruna getirildiler, Sultan Mehmet hepsinin idamlarini emretti. Bu olay, Venedik ve Cenova Hükümetleri tarafindan düsmanlik olarak nitelendirilerek, anlasmalardan vazgecildi. Ama Sultan´in zamanlamasi mükemmeldi, kusatma basladiginda, her iki Italyan Devleti de agir politik ve ekonomik baskilar altindaydilar, Sultan´a ve Osmanlilar´a duyulan tepkiler yeterince etkin ve coskulu degildi. Beklenen ve yollanan yardim sinirli oldu, Ceneviz´in ulusal kahramani Giovanni Giustiniani Longo, 700 silahsör denizciyle beraber iki gemiye binerek Bizans´da dogru yola çikti. Gemiler, 29 Ocak 1453´de, Bizans´a ulastilar ve Giustiniani huzura çikar çikmaz Imparator tarafindan savunma komutanligina atandi. Bu arada 300 Cenevizli, Chios Adasi´ni isgal ettiler ama gerek bu Cenevizli grup, gerekse de Giustiniani´in askerleri yeterince egitim görmemis acemilerden olusmustu. Ayni hataya Venedikliler´de düstüler ve yine acemilerden olusan bir grup Giritli denizciyi yolladilar. Eski Kiev ve Rusya Metropoliti Kardinal Isidore, Roma Kilisesi´ni temsilen, 200 Napolili askerle beraber Bizans´a ulasti. Bu arada kendi istekleriyle savasmak için Bizans´a gelen bazi ünlü Avrupali silahsörler de vardi; Maurizio Cattaneo, Bocchiardo Kardesler, Kastilyali asil Don Francisco de Toledo, Alman mühendis Johannes Grant bunlarin arasindaydi. Bu arada, Bizans´da yasayan Osmanli Prensi Orhan´da bölücü bir hareket için hazir tutuluyordu.

Bizans can çekisiyor

Kara ve deniz yoluyla ana kitayla olan tüm iliskilerini yitiren Bizans´in basi dertteydi. Arasira surlarin disina çikislar yaparak, yiyecek saglamaya çalisanlar fazla basarili olamiyorlardi. Kusatilan kent halki ise, tüm olanlara karsin nihai savasi kazanacaklarina inançliydi. Osmanlilar´la tüm diplomatik iliskilerini yitiren Imparator Constantine XI. Palaeologus (1449-1453) sonunda kentin kapilarinin kapatilmasini emretti. 1404 dogumlu Imparator, bir Sirp Prensesi´nin ogluydu; 1448´e kadar Bizans tahtinda oturan kardesi John VIII, gelecegin tehlikesini öngörerek, çöken devleti kurtarmak amaciyla Kiliseler Birligi´ni kurmak için çok çaba harcamis ve 15. Yüzyil´a özgün dinsel ve dünyasal bir Hellenizm için ugrasmisti. Uzun tartismalar sonucunda, 6 Temmuz 1439´da, bir anlasma saglandi ama bu beklenen sonucu getirmiyordu. Papalik´la Ortodoks Kilisesi arasindaki çekismeler ve ihanetler sürüyordu. Buna ragmen bir Haçli ordusu, Bizans´ rahatlatmak ve tehlikeden kurtarabilmek için 10 Kasim 1444´de Varna´da Osmanli Ordusu´nun karsisina çikti ve ezilerek savasi kaybetti. Dört yil sonra da John VIII, hayalleri kirilmis bir sinir hastasi olarak, yasama veda etti. Çocugu olmadigi için Bizans Taci, kardesi Constantine´e geçti, Constantine, 6 Ocak 1449´da yöneticisi oldugu Peleponnes Yarimadasi´nin baskenti Mystra´da son Hiristiyan Roma Imparatoru olarak tacini basina koydu ve 12 Mart´ta da Bizans´a ulasti. Karsisindaki tablo vahimdi; Bizans´in askeri gücü yok denecek kadar azdi, ekonomi Italyan denizci cumhuriyetlerin elindeydi ve onlar ayni zamanda da beklenen Haçli gücünün tek umuduydular. Baskent vardi ama basin bedeni yoktu, son kaçinilmaz görünüyordu. Constantine, güçlü, gururlu ve kararli bir liderdi, Orta Çag tipi bir Yunan kent devletinin çok ötesinde ulasan bir dünya görüsüne sahipti, Antik surlarin ardindaki Constantinople´da öncelikle kardesinin politikasini izledi ama bu fazla sürmedi, kent halkinin tepkileri düsmancaydi. Birlik fikrini yeniden uyandirmaya çalisan Imparator 12 Aralik 1452´de Aya Sofya´da bir bildiri yayinladi ama bildiri pratik bir sonucu yoktu ve güçsüzdü. Papa´ya ve batili dost bildigi ülkelere son bir kez daha basvurdu ama eline geçen somut hiçbirsey yoktu. Sözler veriliyor, iyi niyetler iletiliyor ama baska birsey gelmiyordu. 1453 yilinin Mayis ayina gelindiginde, Venedik Senatosu hala bir donanmanin Bizans´a yollanmasini tartisiyordu, oysa ati alan Üsküdar´i çoktan geçmisti. Öte yandan Galata´ta bir kolonisi olan Cenevizliler bile eylemsiz ve tarafsizdilar, kentin kusatmasini öylesine izlemekle yetindiler. Kentte, garip bir inanç yayiliyordu, politik özgürlük sona erecek, ardindan uzun ve karanlik bir isgal dönemi baslayacakti, atalardan gelen kehanetler ve inançlar böyle diyordu

25 kilometrelik savunma hatti

Kusatma basladiginda kentin nüfusu artmisti, çevreden gelen göçmenlerin de katilimiyla 50.000 kisi Bizans´ta bulunuyordu. Dev surlarin ardinda, genis bahçeler, tarlalar, otlaklar vardi ve çogunda kimse yasamiyordu. Halkin hemen tamami, liman bölgesinde, Haliç boyunca ve Ceneviz Galatasi´nin (Pera) karsisinda yasiyordu. Kentin ordusunda 5.000 Rum ve 2.000 kadar da Cenevizli ve Venedikli asker vardi. Giustiniani´nin askerleri iyi donatilmis ve cesurdular ama ötekiler, egitimsiz askerlerden, silahli sivillerden, denizcilerden, azinlik toplum gönüllülerinden ve hatta birkaç rahipten olusan bir orduydu. Askeri egitim ve silah yetersizligi, ordunun savasma gücünü kirmis ve moralsiz birakmisti. Çok küçük bir tüfekli asker birligi vardi; halk arasindaki dinsel çatisma sürüyordu ve sonuç felaketti. Halk kadin ve erkek olarak kismen, surlarin onarimina katiliyor ama birçok kisi sadece olanlari seyrederken, yiyecek depoluyor, altin ve gümüs esyalari kiliselere sakliyordu. Bu arada bazi kiliselerde, altin ve gümüs esya eritilerek para yapiliyor ve yabanci askerlerin ücretleri ödeniyordu. Bu arada Haliç´in girisi dev bir zincirle kapatildi. 26 Subat´ta kentte yasayan ailelerden olusan 700 Italyan, yedi gemiye binerek ayrildilar ama kimse onlari izlemedi, geridekiler sona kadar kentte kalacaklar ve savasacaklardi. 1453´ün basinda Sultan Mehmet, planlarini Edirne ovasinda uygulamaya basladi. Imparatorlugu´un her yerinden askerler geliyordu, yaklasi 150.000 insan toplanmisti. Çesitli uluslardan binlerce düzensiz yani ordu disinda kalan basibozuk vardi; bunlarin tek amaci vardi; yagma ve ganimet, kente saldirmaya her an hazirdilar. Düzenli ordu ise mükemmeldi, iyi silahlanmis ve egitilmis olan Yeniçeriler ve profesyonel askerler tarafindan egitilen mizrakli birlikler çagin en iyi askerlerinden olusuyordu. Topçu birlikleri özel olarak egitilmis ve hazirlanmisti. Orduya dervislerden olusan büyük bir kitle de eslik ediyordu. Bu büyük kalabalik, Bizans´a dogru ilerlerken kiyida kösede kalmis birkaç küçük Bizans köy ve kasabasini da isgal etti. Nisan´in ilk haftasinda, Osmanli Ordusu, kentin surlarinin önünde saldiri pozisyonunu almisti. Sultan, karargahini, St. Romanus (Topkapi) kapisinin karsisina kurdu ve en büyük topu buraya koydurdu. Osmanli birliklerinin önüne büyük hendekler kazildi, çikan topraklarla tepecikler olusturuluyordu. Ayin 12´sinde, Çanakkale´den yola çikan Osmanli Donanmasi, kentin önüne geldi, donanmada çesitli tip ve büyüklükte 200 gemi bulunuyordu. Böylece, Bizans deniz tarafindan da kusatilmis oldu. Amiral Bulgar asilli Süleyman Baltaoglu Pasa´idi. Ama buradan yapilacak saldirilarin hiç sansi yoktu. Deniz duvarlarinin uzunlugu 25 km´yi asiyordu, Osmanli saldirisinin basarili olabilmesi için yaklasik 7-8 km genisliginde olmasi gerekiyordu. Kara surlari üçlü duvarlar halindeydi ve önlerinde çok derin hendekler vardi. Sadece Haliç kiyisi yani liman surlari tekti.

Dehayi ortaya çikaran deniz savasi

Komutan Giustiniani, kendi adamlarinin çogunu ve Imparator´un en iyi askerlerini St. Romanus Kapisi´na ve çevresine yerlestirdi, burasi en agir hasar gören ve yogun saldirilan yerdi. Venedikli Bailo ve adamlari Imparatorluk Sarayi´nin bulundugu Blachernae yöresini savunuyorlardi. Girolamo Minotto ve Avrupali adamlari, Karaca Pasa´nin karsisindaydilar. Haliç boyunca, Pera´nin solunda Zaganos Pasa´nin birlikleri yer almisti. Güneydeki surlari savunanlarin karsisinda ise Ishak Pasa´nin komutasindaki Anadolu birlikleri bulunuyordu. Bizans´in Büyük Dükü ve Veziri Luke Notaras, kentin kuzeydogusunda Petra´daydi. Bir diger birlik, kentin merkezinde konuslandirilmisti; bu birlik surlarda görev almayan tek birlikti. Deniz duvarlarinin zayifligi nedeniyle, Venedikli Kumandan Alviso Diedo, on gemilik küçük filosuyla surlarin önünde ve zincirin arkasinda yer almisti. Islami geleneklere göre, Sultan savastan önce kentin teslim edilmesini istedi, istegi kabul edilirse kimsenin canina kiyilmayacak, herkesin inançlarina saygi gösterilecekti. Gururlu Imparator, öneriyi hemen reddetti ve elçilerin geriye dönmesiyle beraber Osmanli toplari atesi basladi. Sürekli bombardiman sonucunda, Imparator´un konumuna göre sagda kalan Charisius Kapisi yakinindaki surlar çöktü ama gece saatlerinde tüm hasar onarildi. Bu arada hendeklerin bazi yerlerini doldurabilen Osmanli askerleri, zayiflayan yerlere ulasmaya çalisiyorlardi. Ertesi gün, Osmanli Donanmasi, tepkiyi görmek amaciyla bir saldiri denemesinde bulundu. Kusatmanin sonuna kadar toplarin hiç susmadigi bilinmektedir, hasar çok agirdi, savunmacilar ellerinden geleni, imkanlari yettigince yaptilar. Duvarlara yün balyalari, deri demetleri astilar, hiçbir yerden yardim gelmiyordu. Hendekler Osmanli askerleriyle dolup tasarken, hendeklerin ardindaki savunmacilar ellerine geçen herseyi onlara firlatiyorlardi. Gece oldugunda ise, kadinlar ve erkekler yikilan yerleri onarmaya kosuyorlardi. Ilk büyük saldiri, 18 Nisan gecesinde yapildi, binlerce insan surlara hücum etti. Giustiniani ve adamlari durmaksizin savastilar, dinlenmeleri için yerlerine geçecek kimse yoktu ama dört saat sonra saldiriyi püskürtmeyi basardilar. Hendekler kan gölüne dönmüstü. 20 Nisan Cuma gününün sabahinda, Marmara sularinda birden dört dev gemi belirdi, üçü Cenova, birisi Rum bayragi tasiyordu. Rum gemisi bir nakliye gemisiydi ve kaptaninin adi Flantanellas´di. Osmanli Amirali Baltaoglu, hemen saldirarak, gemileri ele geçirmek istedi fakat bu yanlis bir karardi. Zaten gemilerin Çanakkale ve Marmara´yi asip Bizans´in önüne kadar habersiz gelebilmeleri, büyük bir istihbarat hatasiydi. Baltaoglu sonucu kolay görüyordu ve yüze yakin küçük Osmanli gemisi dev kalyonlarin çevresini sariverdi. Olay duyulunca kentteki herkes savunmayi birakmis, deniz surlarina kosarak savasi seyretmeye koyulmustu. Sultan ve tüm komutanlari birçok askerle beraber atlarinin sirtinda, kiyiya gelmisler seyre baslamislardi. Karadaki savas o an için unutulmus ve hemen hemen durmustu. Kiyidan savasi izleyen genç Sultan, haykiriyor, Amiral´e emirler yagdiriyor ama duyuramiyordu, sonunda atini denize sürdü. Dev kalyonlar sansliydilar, rüzgar onlardan yanaydi, küçük Osmanli gemilerini iterek, çigneyerek çevrelerindeki çemberi yardilar ve kentin güneydogu kösesine yaklastilar. Birden rüzgar degisti ve akinti gemileri Sultan´in bulundugu yere dogru itmeye basladi. Savas sürerken, Hiristiyan denizciler, Osmanli gemilerini taslar, mizraklar ve yanici maddeler atiyorlardi, özellikle Rum Atesi adli suyla sönmeyen yanici madde büyük zarar veriyordu. Bu arada, dört büyük gemi biraraya gelerek bitistiler ve dev bir yüzer satoya benzeyen bir savunma potansiyeli olusturdular. Gün batarken rüzgar güçlendi ve bu dev kütleyi ve çevresindeki enkazi ite ite, duvarlardan savasi izleyenlerin alkislari arasinda gevsetilen zincirin üzerinden geçirerek, Haliç´e soktu ve zincir yine gerildi. Sabah oldugunda, öfkeden çildiran Sultan Mehmet, Baltaoglu´nu kovarak yerine Hamza Pasa´yi atadi.

Bizans, yardim ariyor; son çare...

Bu olay, Sultan´i ve kumandanlarini endiselendirmisti. Kusatma sikilistirilmali ve deniz ordusunun güçsüzlügü daha fazla ortaya çikmadan is bitirilmeliydi. Eger böyle birkaç düzine gemi daha gelirse, hersey bitecek ve kara ordusunun yapacak birseyi kalmayacakti. Sultan Mehmet´in dehasi burada yine kendisini gösterdi, 20 Nisan´da öyle bir ise basladi ki, tarih bunu altin harflerle yazacakti. Binlerce insani uyutmadan durmadan çalistirarak, Bogaz´dan itibaren, Pera surlari boyunca bir yol yaptirdi (buraya Baharlar Vadisi deniyordu) ve donanmasinin bir kismini buradan asirarak Haliç´e indirmeyi basardi. 22 Nisan sabahinda gemiler tahta platformlara oturtulmus ve binlerce öküz ve insan tarafindan çekilerek limana indirilmisti. Haliç´e inen gemilerin sayisi 70´ti. Savunmacilar ilk soku atlattiktan sonra acil bir toplanti yaptilar, tartismalardan sonra Osmanli gemilerini yakmaya karar verdiler. Bunun için özel sallardan olusmus bir filo olusturdular ve gönüllülerin katilacagi bir saldiriyi 28 Nisan gecesi için planladilar. Ama plan yürümedi, bir hain veya Sultan´in kusatma boyunca çok iyi çalisan casuslari plani duyurunca saldiri yapilamadi. Bu arada Haliç´e inen gemilerden yapilan top atislari sonucunda Hiristiyan gemileri agir yaralar aldilar, birkaçi batti ve esir edilen denizciler idam edildiler. Ama bu uzun sürmedi, deniz savaslari özel bir egitim ve deneyim gerektiren bir isti, güçlü ve iyi donatilmis Hiristiyan gemileri Hamza Pasa´nin küçük gemilerini hirpalamaya ve agir hasar vermeye basladilar. Sultan´in plani aslinda basitti ve tarihi gerçeklere dayaniyordu. 1204 yilinda Haçlilar Bizans´a deniz surlarindan saldirmislar ve kente girmislerdi, Rumlar bunu unutmamislardi. Ayni seyin tekrarindan korkuluyordu. Bunlar olurken kara tarafinda bombardiman sürüyor, surlar yikiliyor, savunmacilar hava kararir kararmaz onarmaya basliyorlardi. Yiyecek azalmaya baslamisti, en kötüsü yardim gelmemesiydi. Herkes deniz surlarina her firsatta kosarak, Çanakkale yönünden gelecek yardim gemilerinin görünmesini bekliyordu. Mayis´in ilk günlerinde çok hizli bir yelkenli Ege´ye yollandi, görevi Ege´deki Haçli donanmasini bulmak ve acele etmelerini söylemekti.

Sona yaklasirken...

7 Mayis gecesinde yeni bir saldiri baslatildi; saldirinin merkezinde Komutan Giustiniani vardi ve saldiriyi püskürttü, ayin 12´sinde saldiri tekrarlandi ve yine püskürtüldü. Bu kanli bogusmalar, Blachernae Duvari ile Eski Theodosian yöresinin birlestigi yerde olmustu. Savas bazen yeraltinda sürüyor, açilan tünellerde iki tarafindan askerleri birbirlerini bogazliyor, bazen de tüneldeki Osmanlilar ates ve dumanla bogularak, yanarak feci sekilde ölüyorlardi. 23 Mayis´ta gönderilen yelkenli geri döndü, haberler kötüydü, hiçbirsey bulamamislar ve görememislerdi. Savunmacilar yanlizdilar, yardim gelmeyecekti. Yelkenlidekilerin geri dönmesi çok cesurcaydi ama durumun bilinmesi çok önemliydi ve bunun üzerine danismanlari Imparator´a kenti terketmesi için baski yapmaya basladilar, gidip yardim aramasini ve saglamasini istiyorlardi. Babasi II. Manuel ayni seyi 1399´da o zamanki Sultan Bayezid´in kusatmasi sirasinda yapmis ve basarili olmustu. Ama Imparator reddetti, sehrinde kalmaya ve ölünceye kadar savasmaya kararliydi. Bunlar olurken Osmanli tarafinda da isler karismaya baslamisti; Venedikliler tarafindan hazirlanan büyük bir donanmanin yola çiktigi, Macar ordularinin Tuna´yi asarak yola çiktiklari konusuluyor ve kusatmanin bir türlü bitmemesi ve kente girilememesi endiseleri arttiriyordu. Büyük Vezir yani Sadrazam Çandarli Halil Pasa, baslangiçtan beri kusatmayi tam olarak desteklememisti, batidan gelebilecek tehlikelerden endiseleniyor, yapilan anlasmalara güvenmiyor ve kusatma süresince her firsatta gerilimini belli ediyordu. 25 Mayis´ta yapilan toplantida Sultan´a kusatmanin kaldirilmasinin zamaninin geldigini söyledi, devam edildigi takdirde Osmanlilar´in basina bilinmeyen kötü bir is gelecekti. Sultan Mehmet buna çok kizdi çünkü son büyük saldirinin planlarini yapmis ve gününü belirlemisti. Toplantida Sadrazam´a karsi çikan Sultan´in gözde adami Zaganos Pasa, Sultan´i hararetle destekleyince, Halil Pasa yanliz kaldi ve kusatmaya devam karari alindi. Top atesi durmaksizin sürer ve duvarlar çökerken, hazirliklar sürdürüldü ve 29 Mayis Sali gününe göre planlar yapildi. Hendeklere tonlarca malzeme yigildi, rampalar hazirlandi, binlerce el merdiveni yapildi. Bu sirada Galata yani Pera´daki Cenevizliler´e yeni bir uyarida bulunuldu, ne olursa olsun direnisten uzak kalmaliydilar. Sultan onlara kentteki hazinelerden pay vaadetti. Geleneksel olarak, isgalden sonra üç gün boyunca yagma serbestti. Sultan, askerlerinin basarili olacagindan emindi ve savunmacilarin bittigine inaniyordu. Surlarin bir bölümü tamamen çökmüstü ve artik eskisi gibi hizla onarilamiyordu sonra Sultan Mehmet herkesin istirahat etmesini ve güç toplamasini emretti.

Kiyamet ve zafer birarada

Kentte de herkes, büyük anin geldigini hissediyordu. 28 Mayis Pazartesi gecesinde surlar ve kapilarda onarimlar yapildiktan sonra, herkes bir köseye çekilmis, dinlenerek bekliyordu. Kentteki tüm kiliselerde matem çanlari çaliyor, kentliler ve askerler kiliselerden çikarilan ve papazlar tarafindan tasinan kutsal aziz ve Isa ikonlarinin ardindan yürüyerek ilahiler söylüyorlardi. Ilahiler çesitli dillerdendi, Rumca, Italyanca veya Katalanca; Ortodokslar veya Katolikler; kadinlar, erkekler, çocuklar, askerler, siviller, papazlar, rahipler, rahibeler; herkes ölümün çok yaklastigini bilerek kendilerine huzur diliyorlar ve Tanri´ya yakariyorlardi. Dualar sona erince Imparator, kumandanlariyla ve kentin önde gelenleriyle bir toplanti yapti; felsefi tartismalar arasinda Imparator, sonun geldigini söyledi, bir insanin inanci, ülkesi, ailesi ve bagimsizligi için ölümle yüzyüze gelmeye hazir olmasi gerektigine inandigini belirtti, su anda tüm bu kosullar vardi. Öte yandan Eski Yunan´in ve Roma´nin sonuydu bu; büyük atalarini taklit etmeli ve korku duymadan savasarak kendilerini kurban etmeliydiler. Bu büyük kentte yasamislardi ve simdi de savunarak ölmeliydiler. Kendisi böyle yapacak, inanci, kenti ve halki için dövüserek ölecekti. Imparator, su son anlarda kenti terk etmeyen Italyan askerlerine tesekkür etti, hala onlarin düsmani püskürtecegine inaniyordu, cesaretlerinden emindi, hepsi görevlerini bilen gururlu savasçilardilar, bir hata yaptiysa affetmelerini diledi. Bu sirada büyük bir kalabalik, Aya Sofya´ya dolmus ve binlercesi de geliyordu. Içerde Ortodoks ve Katolik rahipler ayinleri yönetiyor, ilahiler, dualar okunuyor, herkes agliyor, haykiriyor ve birbirlerinden af diliyordu. Bu kritik anda, Imparator´da geldi ve günah çikarttiktan sonra Sarayi´na döndü, saraydakilerle vedalasti sonra gece karanliginda savunma planlarinin uygulamalarini kontrole çikti. Artik Bizans son savasa hazirdi. Büyük saldiri 29 Mayis 1453 geceyarisinda basladi, kusatmacilar dalga dalga gelirlerken savas çigliklarinin, davullarin, trampetlerin, nefesli çalgilarin sesleri, kiliselerden gelen çan seslerine karisiyordu. Pespese emirler ve aci dolu çigliklar gecenin karanliginda duyuluyordu. Önce Osmanlilar´in basibozuk denen düzensiz kalabaligi geldi, yagma ve ganimet hirsiyla çilginca saldiriyorlardi, Roma Imparatorlugu´nun son kentini yikacaklardi. Bir çizgi halinde dizilen ve istihkamlarinin ardina gizlenen profesyonel askerleri bizzat Giustiniani yönetiyordu, bu ilk saldiri iki saat içinde tam bir katliamla sonuçlandi, basibozuklar ardlarinda sayisiz ölü ve yarali birakmislardi

Bir Imparator´un ölümü

Ardindan Ishak Pasa´nin Anadolu ordusunun askerleri geldi, surlarin kulelerine dogrudan hücum ederken, inatla savasiyorlar ve savunma hatlarini bölmeye çalisiyorlardi. Dar bir alana sikisan savas savunmacilarin yardim almasini da zorlastirirken, Osmanli askerleri sagdan ve soldan kiliçla ve baltalarla saldirarak savunmayi yarmaya basladilar, üzerlerine hedef gözetmeksizin atilan oklar, tüfek mermileri, mizraklar ve taslar yagmur gibi yagiyordu. Bir grup Osmanli yikilmis bir yariktan içeri girmeyi basardilar ama burada Imparator ve yakin adamlari bulunuyordu, içeri girenleri öldürmeyi basardilar. Ikinci saldiri da durdurulmustu. Simdi sira, güçlü, profesyonel ve acimasiz savasçilar olan yeniçerilerdeydi, çok deneyimli ve usta olan bu askerler efendileri için ölmeye her an hazirdilar. Tüm güçleriyle, yorgun ve bitik savunmacilara saldirdilar, ölü ve ölmekte olan Müslüman ve Hiristiyan askerlerinin bedenleri basilacak yer birakmamisti. Italyan savasçilar inanilmaz bir inatla savasarak, birer birer öldüler. Sonra bir grup yeniçeri, Blachernae´nin duvarlari arasinda bulunan, Kerkoporta adli küçük bir kapidan içeri girerek, sura çiktilar, burada bogaz bogaza savasildi. Günün ilk isiklari arasinda, günesin dogmasindan biraz önce Komutan Giustiniani bir tüfek mermisiyle gögsünden vuruldu, yarasi agirdi ve tükenmisti, yaranin soku da eklenince savasma gücünü tamamen yitirdi. Hemen yakininda savasan Imparator, buna ragmen yerini terk edip, Cenevizli´nin yanina gelmeyince Giustiniani adamlarina kendisini savas alanindan götürmeleri emrini verdi. Gizli bir yoldan geçen küçük bir grup Cenevizli asker, yarali komutanlarini tasiyarak kente götürdüler. Ama bu arada savasan diger Cenevizliler´den bazilari liderlerinin tasinarak götürüldügünü görmüsler ve savunma hattinin kirildigini ve de bassiz kaldiklarini düsünerek geri çekildiler. Arkalarinda, iki surun arasinda savasan Imparator´u ve Rum askerlerini birakmislardi. Bu ani degisim, Osmanli komutanlarinin dikkatinden kaçmadi ve yogun bir saldiriyi oraya yönelttiler. Binden fazla yeniçeri bu bölgeye hücum edince, Rum savunucular duvarlarin arasina sikisip kalarak ölmeye basladilar. Yeniçeriler gittikçe çogaliyor ve artik bazilarinin iç sura ulastiklari görülüyordu. Bu arada Kerkoporta´daki savas bitmemis ve savunmacilar basarili olamamisti; iste Osmanli bayraklari ilk kez burada surlarin üzerinde görüldü ve büyük heyecan yaratti. Imparator ve yanindakiler simdi, morali iyice yükselen ve bayraklara ulasmaya çalisan yeniçerilerle bogusuyorlar ve püskürtmeye çabaliyorlardi ama artik çok geçti. Yavaslayan ve biraz da azalan yeniçerilerin yerini simdi düzenli ve taze Osmanli ordusu almisti. Ezercesine geldiler, kapilar kirildi, savunmacilar tüm avantajlarini yitirmisler ve tükenmislerdi. Artik düzenli bir savunma yoktu, kalanlar da pespese öldüler, birkaçi ise geriye kaçabildi. Imparator herseyin yitirildigini farketmisti, imparatorluk simgelerini üzerinden çikarip attiktan sonra, kuzeni Theophilus Palaeologus´u, Kastilyali Don Francisco´yu ve John Dalmatus izledi. Dördü kiliçlarini savurarak yüzlerce yeniçerinin içine dalarak, savunmanin son perdesini oynadilar. Onlari bir daha gören olmadi.


Yagma yapildi mi?

Simdi binlerce Osmanli askeri kente akiyordu; kapilarin pespese yikilmasinin, Osmanli bayraklarinin surlarin ve kulelerin hatta Blachernae Sarayi´nin üzerinde görülmesinden sonra sivil halk panik halinde kiliselere kaçmaya basladilar. Bazilari kendilerini evlerine kitledi, bazilari sokak savaslarina katildi, büyük bir kitle de limana ulasmaya çalisiyordu. Hiristiyan gemileri hala kaçanlari topluyordu. Giritli denizciler Haliç´in girisindeki üç kulede hala savasiyorlar ve "teslim olun" çagrilarini duymazliktan geliyorlardi. Direnme uzayip, buradan sehre girilemeyince oradaki Osmanli komutani savasi durdurdu ve denizcilerin gemilerine gitmelerine izin verdi hatta yaralilari tasitti. Kentte ise artik yagma baslamisti; evlerin kapilari kiriliyor, esyalar yagmalaniyor, direnenler öldürülüyordu. Dükkanlar, tüm çarsi, manastirlar, kiliseler yagmalandi. Rahiplerin çogu öldürüldü, tecavüze ugrayan rahibeler kendilerini öldürdüler. Savas geleneklerine uygun olarak öldürmeler, tecavüzler, yagma, yanginlar ve köle almalar sürdü. Aya Sofya´nin kapilari zorla açildi ve kizgin Osmanli askerleri içerdekileri disari çikardilar, direnenler veya söz dinlemeyenler hemen öldürüldü. Bu arada birçok degerli ikon ve el yazmasi ebediyen yok edildi. Osmanli askerlerinin en önem verdikleri sey, geç erkek ve kadinlardan köle alabilmekti. Bu arada kara savasinin disinda kalan Hamza Bey´in donanmasindaki askerler kente girememislerdi. Ama bir balikçi sayesinde kaçan birkaç Bizansli soyluyu yakaladilar ve onlar da yasamlari karsiliginda gizli kapinin yerini gösterince, içeriye oradan girdiler. Bundan yararlananlar ise Haliç´ten ayrilan Hiristiyan gemileri oldu, herbirisi göçmenlerle doluydu hatta yüzerek kaçanlari bile almayi basararak Marmara´ya kolayca açildilar. Bir Ceneviz gemisinde yarali Giustiniani´da vardi ama ancak Chios Adasi´na kadar gidebildi, aldigi yaranin sonucunda orada öldü. Ilk günün aksaminda ortalik duruldugunda, Sultan II. Mehmet komutanlariyla ve yeniçeri muhafizlariyla beraber kente girerek, tasarladigi gibi Constantinople´u Imparatorlugu´nun baskenti ilan etti. Kenti gezdi, Aya Sofya´ya geldi ve cami yapilmasini istedikten sonra öldürmelere son verilmesi emretti. Yikimin büyüklügünü görmüs ve üzülmüstü; söylentilere göre Roma Imparatorlugu´nun son baskentini gezerken, gözleri yasarmisti. Istanbul´un fethinin bir batiliya hatta Rum asilli bir batiliya göre öyküsü, böyledir ve birçok yerde bizim yazili tarihimizle uyumsuzdur ama bunun bir önemi olmasa gerek. Modern bilinç, artik geçmiste kimin ne yaptigini arastirmiyor ve sorusturmuyor aksine her çagin gereklerini yerinde birakarak kabulleniyor. Ötesine fanatizm deniyor...

ARKADASLAR BU BIR ALINTIDIR SAYGILARIMLA...
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
|
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Üç boyutlu İstanbul fethi ogretiyorum 1 1,113 10-03-2010 10:07 AM
Son Mesaj: ogretiyorum
  Rodos'un Fethi ogretiyorum 1 642 10-03-2010 10:06 AM
Son Mesaj: ogretiyorum
  İstanbul'un Fethi (29 Mayıs1453) ogretiyorum 1 632 10-03-2010 10:06 AM
Son Mesaj: ogretiyorum
  Belgrad'ın Fethi ogretiyorum 1 733 10-03-2010 10:06 AM
Son Mesaj: ogretiyorum
  Eğri Kalesi Fethi ogretiyorum 1 610 10-03-2010 10:06 AM
Son Mesaj: ogretiyorum

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir