Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
Yazar Mesaj
« Sonraki Konu | Sonraki Konu »






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #1
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
EDEBİYAT-TARİH İLİŞKİSİ
EDEBİYAT TARİHİ
Milletler uzun tarihleri boyunca edebiyatla ilgili sayısız eserler meydana getirirler. Edebiyat bir milletin hayat damarıdır. Edebiyat eserleri olmayan milletler uygarlaşamaz, tarih sahnesinden silinirler.
İşte edebiyat tarihi, bir ulusun yüzyıllarca meydana getirdiği edebî eserleri inceleyerek geçirdiği dönemleri kronolojik bir sıra içinde inceleyen bilim dalıdır.
Edebiyat tarihi, edebî eserlerle o eserleri yaratanları sosyal çevresi ile beraber inceler. Böylece geçmiş dönemlerde yaşayan atalarımızın duygu, düşünce ve sanat anlayışları hakkında bize bilgi aktarır. Bu konuda edebiyat tarihçisi Agâh Sırrı Levent, günümüz edebiyat tarihçisinin görevini şöyle anlatır: “Bugün gittikçe zenginleşen kültür dünyasında edebiyatın ufku genişlemiş, edebiyat tarihi de ağır görevler yüklenmiştir. Çağdaş edebiyat tarihçisi, şairleri unutulmaktan kurtarmak ya da eski zevkleri hikâye etmek için eserini yazmıyor. Sadece bilgi vermeyi de yeterli bulmuyor; incelemek, araştırmak, derinlere inmek, insanlığın gidişini, tarihini yazdığı ulusun dünya anlayışını kavrayıcı bir genişlikte yansıtmak istiyor. Edebiyat tarihi bunu yaptığı oranda görevini yapmış sayılır.”
Bir başka deyişle edebiyat tarihi bir toplumun edebiyatının işlediği yolu ve geçirdiği dönemleri anlatan, edebiyat hayatını bütün olarak değerlendiren bir bilim dalıdır.
Edebiyat tarihi aracılığıyla değişik çağlardaki kültür birikimimizi tanırız.
Toplumların düşünce yapılarını, dünya görüşlerini öğreniriz. Bütün bu bilgiler bir edebiyat eserinin değerlendirilmesinde bize yol gösterir.
Ülkemizde Batılı anlamda edebiyat tarihi çalışmaları Tanzimat döneminde başlar. Bu alandaki ilk kapsamlı çalışma Fuad Köprülü’nün 1928 yılında yayımladığı Edebiyat Tarihi adlı eserdir. Ayrıca Ahmet Hamdi Tanpınar, Agâh Sırrı Levent, Nihat Sami Banarlı, Mustafa Nihat Özön, Vasfi Mahir Kocatürk, Ahmet Oktay, Şükran Kurdakul, İnci Enginun bu konuda önemli araştırmalar yapmışlardır.
Tarihin geçmiş dönemlerdeki olayları, savaşları, uygarlıkları belgelere dayanarak, yer ve zaman göstererek inceleyen bilim dalı olduğunu biliyorsunuz. Edebiyat tarihi de geçmiş dönemlerde yazılmış eserleri inceler, sonuçlar çıkarır. Ancak tarihin incelediği olay sona ermiştir. Edebiyat tarihinin incelediği eserin etkisi sanatın çağlara meydan okuyan gücü ile hâlâ sürmektedir.
Bir başka deyişle edebiyat tarihi ulusumuzun başlangıcından günümüze kadar üretilen edebî eserleri tarihsel gelişim çizgisi içerisinde incelerken o dönemin kültür ve sanat anlayışına bağlı kalır. Kişisel zevk ve heyecanını bir ölçüt olarak ele almaz. Örnek vermek gerekirse Abdülhak Şinasi Hisar’in “Fahim Bey ve Biz” adlı romanının kahramanı Fahim Bey’i incelerken Cumhuriyet döneminin sanat anlayışı her zaman göz önünde bulundurulması gerekir.

TÜRK EDEBİYATI TARİHİ NASIL HAZIRLANABİLİR?
Edebiyat tarihi bir bakıma hem bilimdir hem de sanatla ilgilidir. Bilimdir, çünkü edebiyat ve tarih belgelerini toplayıp değerlendirerek onlardan özgün bir sentez meydana getirir. Sanatla ilgilidir, çünkü edebiyat metinleri üzerinde çalışır. Ancak bilim olarak pozitif bilimler gibi gözleme ve deneye dayanmaz. Öğretici bir nitelik taşıdığı için de sanat eseri değildir.

Edebiyat tarihinin görevlerinden biri, edebiyat türlerinin gelişimini göstermektir. Bundan ötürüdür ki çeşitli türlerin doğuşunu, hangi etkenlerle nasıl geliştiğini, bu gelişmelerin nasıl bir yol izlediğini, dil ve teknikteki özelliğini belirtmek edebiyat tarihinde başlıca eksen olmalıdır.
Edebiyat tarihi çok geniş bir alanı kapsar. Yalnız edebiyat çerçevesi içinde kalan bir edebiyat tarihçisinin çalışmaları kısır kalmaya mahkûmdur. Tarih, filoloji, felsefe, bibliyografya, güzel sanatların bütün dalları, onun ilgi alanı içindedir. Gerçi edebiyat tarihi, bir kültür tarihi değildir. Ama, uygarlık tarihinin bir parçası olduğuna göre, edebiyat tarihçisi bunların hiçbirinden uzak kalamaz. Çerçeveyi aşmadan, orantıyı bozmadan bunların hepsinden yararlanacaktır.
Agâh Sırrı LEVENT

ÖLÇME DEĞERLENDİRME
•Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini açıklayınız.
•Edebî dönemleri, eserleri ve sanatçıların tarih içindeki yerini öğrenebilmek için neler yaparız?
•Edebiyat tarihi hangi konuları inceler?
•Edebî eserlerdeki yapı ve temalar, tarih içinde nasıl gelişir?
•Edebî eserlerin yazıldıkları dönemi yansıtan bir tarihî belge özelliği taşıdıklarını gösteren bir örnek söyleyiniz.

İmages
10-21-2007 02:42 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #2
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER

Ala gözlerini sevdiğim dilber
Şu gelip geçtiğin yollar öğünsün
Kadir Mevlâm seni öğmüş yaratmış
Kısmeti olduğun kullar öğünsün

Huri melek var mı senin soyunda
Ahu zarım kaldı uzun boyunda
Kadir gecesinde bayram ayında
Üstüne gölge olan dallar öğünsün
Karacaoğlan

Gazel
Severiz gördüğümüz âfeti dilber diyerek
Başlarız nâle vü feryâda sitemgar diyerek
Nailî


Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede...
Sen zambaklar kadar beyaz
V e ürkek bir düflüncede,
Sanki mehtaplı gecede,
Hülyan, eflişi açılmaz
Bir saray olmuştu bize,
Hapsolmuş gibiydim bense,
Bir çözülmez bilmecede.
Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede
Ahmet Hamdi TANPINAR
Biri halk şiirinin unutulmaz ustası, diğeri kusursuz gazelleri ile divan şiirinin en seçkin şairlerinden, sonuncusu da Cumhuriyet döneminin en özgün yazarlarından üç şiir örneğinde de şairler sevdiklerini dile getiriyorlar. Okuduğumuz üç örnekten de farklı tatlar alıyoruz.
Şiirlere bir kez de sesli olarak okur musunuz?Karacaoğlan, 17. yüzyılda Toroslarda Türkmen aşiretleri arasında yaşamış ünlü bir halk şairimizdir. Halk şiirimizde şiirler dörtlük nazım birimiyle sazla ve hece ölçüsüyle söylenirdi. Sözler son derece anlaşılır ve yalındı. Karacaoğlan’ın şiirlerini, okuduğumuzda saydığımız bu özellikleri görüyoruz.
Zarif ve ahenkli şiirleriyle ünlenmiş Nailî , İstanbul doğumlu önemli bir divan şairidir. Şiirlerini aruz ölçüsüyle kaleme almıştır.
Cumhuriyet dönemini yansıtan şairimiz Ahmet Hamdi Tanpınar ise belirli bir nazım birimine uymayan serbest biçimde duygularını dile getirmiş şiirinde.

Türk dilinin günümüze kalan en eski ve değerli belgeleri 720-735 yıllarında yazılan “Orhun Abideleri” adıyla da bilinen “Göktürk Yazıtları"dır.

KÜL TİGİN YAZITI
“Ondan sonra küçük kardeşler kağan olmuş. Küçük kardeş ağabeyi gibi yaratılmadığından, oğlu babası gibi yaratılmadığından, bilgisiz kağanlar tahta oturmuş, kötü kağanlar tahta oturmuş. Buyrukları da yine bilgisiz, kötü imiş.
Çin hududuna asil erkek çocuğun köle oldu, temiz kız çocuğun cariye oldu. Türk beyleri Türk adını bıraktı. Çin beylerinin Çince adlarını alarak Çin kağanına tabi oldular, elli yıl işlerini güçlerini ona verdiler. Türk avam halkı şöyle demiş: “İlli budundum, ilim şimdi hani? Kime il kazanacağım? Kağanlı budundum, kağanım hani? Hangi kağana işimi gücümü vereceğim?” dermiş. Böyle deyip Çin kağanına düşman olmuş.”

Günümüze kalan bu en eski belgeler üzerinde yapılan araştırmalar, Türk dilinin eski ve zengin bir dil olduğunu göstermektedir.

Türkler, Orta Asya’nın kuzeybatısında tarih sahnesine çıktılar. Aral Gölü ile Hazar Denizi’nin arasındaki ana yurtlarında kendilerine özgü bir hayat ve kültür oluşturdular. Daha sonra bütün Orta Asya’ya yayılarak büyük devletler kurdular. Coğrafi çevrede meydana gelen kuraklık gibi nedenler büyük Türk topluluklarını göç etmeye zorladı. Özellikle Batı'ya yönelen Türkler oldukça geniş bir coğrafyaya yayıldılar.
Türk dili geniş bir coğrafyaya yayılırken bazı değişiklikler de geçirdi. Ses, yapı ve söz dizimi açısından farklılık gösteren çeşitli lehçelere ayrıldı. Böylece Türk edebiyatı da Türk dilinin gelişmesine paralel olarak gelişip zenginleşti.
Göçler sonucu yeni yerleşim yerlerinde yeni kültürlerle karşılaşıldı. Bu da Türk kültürünün farklılaşmasına neden oldu.
Uygurlara gelinceye kadar Türk kültürü yabancı etkilerden uzak, kendine özgü bir çizgide büyüyüp gelişmişti. Neredeyse bütün edebî eserlerde, Türk kavimlerinin yaşayışları, âdetleri, ortak duyguları ifade edilmiştir. Destanlara, savlara baktığımızda eski Türk insanının inanışlarını, hayata ve dünyaya bakış tarzını buluruz.
Uygurlar döneminde ise Budizm ve Manihaizm dinlerinin etkisi varsa da millilik büyük ölçüde korunmuştur.
İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türk kültürü de İslam kültür ve uygarlığının etkisi altına girdi. İslamiyet’in kuralları toplumun bütün kurumlarının ve insanlarının yaşam biçimlerinin farklılaşmasını sağladı. İslam kültürü sadece toplum yaşamını değil, Türk dilini ve edebiyatını derinden etkiledi. Türk diline Arapça ve Farsçadan alınan çok sayıda, sözcük girdi. Arap ve İran edebiyatları örnek alındı.
Kültür farklılaşması, Tanzimat döneminde Batı'ya yönelmekle birlikte değişik bir boyut kazandı. Sonuçta toplum yapısı da ve Türk kültüründe değişimler başladı. Bu değişimler edebiyatın da yenileşmesine yol açtı.
Türkler, İslamiyet’i benimsemekle yetinmemişler, İslam kültürünün yayılmasında da büyük rol üstlenmişlerdir.
Benimsedikleri yeni dinlere bağlı olarak Türkler kullandıkları alfabeleri de değiştirdiler. Budizm ve Manihaizmin kabullenildiği Uygurlar döneminde Göktürk alfabesi terk edilerek Uygur alfabesi kullanılmaya başlanıldı.
İslamiyet’in kabulünden sonra da Arap alfabesi temel alınarak yeni bir alfabe benimsendi.
Cumhuriyet döneminde ise Latin alfabesi örnek alınarak yeni Türk alfabesine geçildi.

Yaşama, dünyaya bakış tarzı ile edebiyat ve sanat arasında her dönem çok kuvvetli ilişkiler vardır. Okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz oyunlar, filmler kısaca sanat ve edebiyat bizim yaşama tarzımızı da belirler çoğu zaman.
Tarih içinde Türk toplumunun farklı coğrafyalarda karşılaştığı farklı kültür ve uygarlıklar, edebiyat ile düşünce dünyamızı derinden etkilemiştir. Bu nedenle Türk edebiyatını çeşitli dönemlere ayırarak incelemek gerekir.

Tarihi gelişimi içinde edebiyatımızı üç ana döneme ayırabiliriz:
A.İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı
Orta Asya coğrafyasında başlangıcı kesin tarihlerle belirlenemeyen ve lO.yüzyıla kadar süren dönemdir. Bu dönem edebiyatı iki koldan gelişmiştir:
1.Sözlü edebiyat: Sözlü olarak yayılan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır. Çeşitli
Türk boylarında şaman, baksı, kam, oyun adı verilen sanatçılar tarafından kopuz
eşliğinde söylenen koşuklar, ölen bir kişinin ardından söylenen ağıtlar, destanlar,
atasözleri vb. sözlü edebiyatın ürünleri arasındadır.
2.Yazılı edebiyat: Yazıya aktarılan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır. Edebî
değer taşıyan ilk yazılı metinler 8. yüzyılda oluşturulan Göktürklere ait Göktürk
Yazıtları'dır.

İmages
10-21-2007 02:43 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #3
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
B.İslami Dönem Türk Edebiyatı
10. yüzyılın ikinci yarısından 9. yüzyılın başlarına kadar devam eden bu dönemde edebî eserlerde İslam dininin etkisi görülür. İslami Dönem Türk Edebiyatı iki koldan gelişme göstermiştir:
1.Klasik Türk Edebiyatı
2.Halk Edebiyatı
a.Anonim halk edebiyatı
b.Dinî - Tasavvufi halk edebiyatı
c.Âşık tarzı halk edebiyatı
3.Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
19. yüzyılın ortalarından itibaren siyasi bir hareket olan Tanzimat’ın ilanıyla başlayan ve günümüze kadar etkisi süren bir dönemdir.
Batı uygarlığının etkisinde gelişen Türk edebiyatını altı bölümde inceliyoruz:
1.Tanzimat Edebiyatı
2.Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünûn Edebiyatı)
3.Fecr-i Âtî Edebiyatı
4.Millî Edebiyat
5.Millî Mücadele Dönemi Edebiyatı
6.Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı:
a.1940 yılına kadar süren Türk Edebiyatı
b.Son dönem Türk Edebiyatı.

ÖZET
Edebiyat, düşünce, duygu, olay ve durumları güzel, etkili biçimde anlatan bir söz sanatıdır.
Güzel sanatların bir kolu olan edebiyatın anlatım aracı dildir.
Okuyanların duygu, düşünce ve hayal dünyalarını geliştirip zenginleştiren eserlere edebî eser diyoruz. Edebî eserler aracılığıyla kendimizi ve başka insanları tanır; duygu ve düşüncelerimize yön veririz.
Dille birlikte gelişip zenginleşen edebiyat ait olduğu toplumun bir çeşit kültür varlığı aynasıdır. Bu nedenle bir toplumun insanları yaşayışını kültürel zenginliğini edebiyat eserlerinde bulabiliriz her zaman.
Edebiyat eserlerini tarih sırasına göre inceleyip geçirdiği dönemleri gösteren bilim dalına edebiyat tarihi denir. Edebiyat tarihi sadece edebî eserlerin ve onları üretenlerin tarihi değil, bir ulusun kültür ve uygarlık tarihinin de vazgeçilmez, en önemli koludur.
Bir ulusun edebiyatı ile uygarlık tarihi birbirini izler. Çünkü edebiyatla toplumsal olaylar birbirinden ayrılmaz. Edebiyat araştırmalarında tarih felsefe, psikoloji, sosyoloji, sanat tarihi gibi bilim dallarından yararlanılır.
Türk edebiyatında geçmiş çağlardan günümüze değin ortaya konulan eserler İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı, İslamî Dönem Türk Edebiyatı ve Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı olmak üzere üç ana başlık altında incelenir.

İmages
10-21-2007 02:44 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #4
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
A-İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı
1-Destan Dönemi
2-Sözlü Edebiyat
A)Coşku ve heyecanı dile getiren metinler (Şiir)
1-Sagular
2-Koşuklar
B) Olay Çevresinde Oluşan Metinler
-Destanlar
3-Yazılı eserler
a)Göktürk Yazıtları
b)Uygur Yazıtları

Türk kelimesi ilk defa “Göktürk” devletinde isim olarak görülmektedir. Türk kelimesinin “türemekten” çıktığı -(türeli: kanun nizam, sahip olma)- ileri sürülür. Tarihçiler ise Türk kelimesinin “kuvvetli” manasına geldiğini ileri sürerler.

HAYAT: Türk varlığının, bilinebilen ilk zamanlarından itibaren aile çekirdeği etrafında halkalanıp genişleyen bir yapı oluşturduğu görülür: Aile – Uruğ – Boy – Budun.
İlk zamanların göze çarpan özelliği; atlı-göçebe bozkır hayatının hakimiyetidir.

“Meselâ Türk ırkı, eski Asya topraklarında bir ordu milletti. Milyonca at besleyen, at üzerinde yaşayan, at üzerinde ölen Türklerin uzun konuşmaya vakti yoktu. Yaşanılan bozkır iklîminin sertli de buna imkân bırakmıyordu. Onun için, Türkçe’de Gel! Git! Vur! Kır! Çık! İn! Koş! Dur! Gibi, tek heceli cümleler sesleniyordu.” .(Banarlı, Nihad Sami, Türkçenin Sırları, Kubbealtı Neşriyat, 16. Baskı, İstanbul, 1999)

Atlı kültürünün kaynağı Orta Asya olduğu kabul edilir. At “tarih yapan hayvan” olarak nitelendirilmiştir. “KUŞ KANADI İLE TÜRK ATI İLE” (DLT) atasözü bu durumu açıklamaktadır. “At üstünde doğum, at üstünde ölmek Türk milleti için bir şerefti. At, bir silah gibi, bir kadın gibi “namus” sayılmıştır.
“Severiz esb-i hüner – mend-i sabâ – reftârı
Bie per-î – şekl sanem bir gözü âhû yerine.” (Gazi Giray-Kırım-XVI. Yy)
(Peri endamlı ve ahu gözlü güzeller yerine, biz, rüzgar yürüyüşlü ve hünerli atlarımızı severiz…Wink (Resimli Türk Edebiyatı Tarihi-N.S.Banarlı)
İlk dönemde tarım da görülmektedir. Çinlilerin Türklerden üzüm ve yonca ziraatı ile at terbiyesini öğrendiklerini ve buna karşılık, ipekçilik sanatı, çinicilik ve cam işçiliğini öğrettikleri bilinmektedir
Demir kültürünün, milattan önce iki bin yılına kadar çıktığı kabul edilmektedir. Demircilik mesleği kutsal kabul edilir. Demircilik sayesinde esaretten kurtulunulduğuna inanılır.
Kaynaklar genellikle, Türklerin temiz ahlaklı, dürüst ve cesur olduklarından bahsederler.
Türk’ler Büyük Okyanustan Hazar Denizi’ne kadarki büyük coğrafya üzerinde başta Çin olmak üzere, İran, Hint, Yunan ve Roma ile çeşitli siyasi, askeri ve ticari ilişkiler içinde olmuştur. Aynı zaman dünya ticaretinin kalbi “İpek “Yolu”nun tek hakimi olmuşlardır.

1-DESTAN DÖNEMİ
İnsanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelesinde düş yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavır mitolojik öğelerin oluşmasında etkilidir.Destan dilinde de mitolojik öğelerin, dini törenlerin, musikinin ve hayatla mücadelenin etkileri vardır.
Destan dönemi ile ilgili verilen resimlerdeki çeşitli eşyalar, ve kumaşlar üzerinde çizilen “Hayat Ağacı, kutsal boğa ve gök kartalları” mitolojik unsurların günlük yaşam içindeki nesnelere nasıl yansıdığının bir göstergesidir.
Ergenekon destanında ise destan dilindeki hayatla, düşmanla ve tabiatla mücadele etkili olmuştur.
MİTOLOJİ NEDİR?
Mitoloji kelimesi, yunanca mythos ( masal - hikaye ) ve logos ( söz ) kelimesinden yapılmıştır. Mitoloji; çok ski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları tanrıların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayat ve bahseden hikayelerdir. Her toplumun kendine özgü bir mitoloji maceraları vardır. Ve temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitolojiler toplumdan topluma farklılık gösterdiği gibi ortak yanlarda çok bulunmaktadır. Mitolojide geçen öykülerin hepsi hayal ürünü değildir. Birçok mitolojide geçen tufan olayı, yapılan kazı ve araştırmalar sonuçu gerçek olduğu ispatlanmıştır.
]


Edited by: muratyanar

İmages
10-21-2007 02:46 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #5
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
2-SÖZLÜ EDEBİYAT
Sözlü edebiyatın en önemli kaynağı destanlardır.Dünya edebiyatları içinde destanlar yönüyle en zengin edebiyat Türk edebiyatıdır. Diğer milletlerin bir veya iki destanı varken Türklerin bunlardan kat kat fazla destanı vardır.
Destan, milletin hayatını derinden etkileyen büyük savaşlar, göçler, istilalar sonucunda oluşur. Eğer tarihin karanlık devirlerinde, halk arasında oluşmuş ve sonradan bir şair ya da yazar tarafından yazıya geçirilmişse doğal destan adını alır. Millet hayatında önemi olan bir olayı bir şair ya da yazar kendisi destanlaştırmışsa buna da yapma destan denir.
Elbette bir milletin tarih zenginliğini doğal destanlar ortaya koyar. Bu yönüyle Türk destanları bir hayli önemlidir.
Asıl ürününü doğal destanlar dediğimiz tür oluşturur.

Sözlü edebiyatın gelen özellikleri:
a)Sığır (av törenleri), şölen (dini ayinler), yuğ (ölen kişinin ardından yapılan törenler) adı verilen toplantılardan doğmuştur.
b)Ozan, baskı, kam denen kişilerce, saz eşliğinde söylenir.
c)Şiirlerde hece ölçüsü kullanılmış, bunların 7’li, 8’li ve 12’li olanları tercih edilmiştir.
d)Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.
e)Daha çok yarım kafiye ve redif kullanılmıştır. Bazı şiirlerde kafiye dize başlarında görülmekle birlikte, sonlarda kullanılması daha yaygındır.
f)Nazım şekli olarak sav, sagu ve koşuklar görülür.
g)Dil yabancı tesirlerden uzak, saf bir Türkçedir.

Eski Türk Toplumunda Şairler
Türk toplumunda şairler aynı zamanda rahip, büyücü, bilici, hekim, dansçı ve musikici idiler. Bunlar şaman, kam, oyun, baskı, ozan gibi anlar verilir.Bunların tanrılara kurban sunmak, ölülerin ruhlarının gökyüzüne çıkması için yol göstermek, hastaları sağırmak, gelecekten haber vermek gibi çeşitli görevleri vardı. Bu işler için özel törenler yapılır. Bu törenlerde şamanlar çoşup kendilerinden geçerek çalar, söyler, dans niteliği taşıyan hareketlerle sıçrar, toplumu etkileri altında bırakırlardı.



Törenler:
1-Sığı Töreni ; Eski Türk inanışlarında ungun’lar (totemler) önemli bir yere sahipti.Bu totemlerden biri de Öküz idi.Yılın belli dönemlerinde Türkler, bu kutsal sayılan öküzleri avlamak için sürek avına çıkar bunu da dini bir tören havasında yaparlardı. Totemleri yaralamak suretiyle öldürmenin uğursuzluk getirebileceğine inanılmasından dolayı bunlar canlı olarak yakalanırdı. Şairler bu törenlerde avlanmanın kutlu geçmesi ve bereketli olması için kopuz eşliğinde dinsel şiirler söylerler, bu şiirle ava katılanları coşturmayı amaçlar, avdan sonra da bu törenlerde yararlılık gösterenlerle ilgili kahramanlık şiirleri okurdu. Bu törenler daha sonra dinsel içeriklerini kaybetmiş ve bir çeşit av eğlencesi niteliğini kazanmıştır.

2-Şölenler; Eski Türklerde her kabilenin özel bir totemi olur, kabileler totemlerinin etini yemez, yalnız yılda bir defabüyük bir dini tören yaparak totemi kurban eder, kurban edilen totemin yerine de yeni avlanmış bir başka totem koyarlardı.İşte totemlerin kurban edildikleri bu günlerde yapılan dinsel ziyafetlere şölen denirdi.Şölenlerde şairler sazlarla şiirler söylerdi. Toy adıyla da anılan bu ziyafetlerde sonraki zamanlarda dinsel içerikli olmayan aşk, kahramanlık, doğa sevgisi temalı şiirler de söylenmiştir.

3-Yuğ Törenleri: Eski Türklerde önemli bir kişi öldüğünde ceset bir çadıra konur, ölen kişinin akrabaları kurbanlar keserek bu kurbanları çadırın önüne koyar, sonra hep birlikte atlara biner. Çadırın çevresinde yedi defa dönerlerdi.Ölüyü gömmek için uğurlu bir gün beklenir, ölü gömüldükten sonra da benzer törenler yapılarak kurbanlar kesilir ve mezarın etrafında yedi kez dönülürdü.Gömülen kahramanın mezarı çevresine balbal denilen taşlar dikilirdi.Türkler arasında yazı yaygınlaşınca böyle taşlar üzerine kitabeler dikilmeye başlandı. Köktürk Kitabeleri bu işlevle dikilmiş balballardır. Saz şairleri bu yas törenlerinde çeşitli şiirler söylerdi.

Totem: Bireyin ya da bir gurubun eski çağlarda boy göstermeye başladığı kendini koruduğuna inanılan; mistik, büyüsel duygularla bağlı bulunduğu hayvan eşya, herhangi bir madde veya görülmeyene duyulan inançtır.
SORULAR:
1-Toy hakkında bilgi verin?
2-Totem nedir?
3-Oğuzların Ozan, Yakutların Baksı, Tonkuzların Şaman adını verdikleri; genel anlamda “şair” olarak bilinen kişilerin ilk dönem Türk toplumlarındaki fonksiyonları nelerdir? Anlatınız.
4-Sözlü edebiyatın özelliklerini maddeler halinde yazın?



Edited by: muratyanar

İmages
10-21-2007 02:47 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #6
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
A)COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)
1. Sagu
Yuğ törenlerinde ölen kişinin kahramanlıklarını anlatan, onun ölümünden duyulan üzüntüyü dile getiren şiirlerdir. Şekilsel olarak koşuklara benzer.
a. Ölen bir kişinin arkasından söylenen ağıt şiirleridir.
b. Ölen kişinin kahramanlıklarını, başarılarını, erdemlerini anlatır; ölümlerinden duyulan üzüntüyü dile getirir.
c. Koşuk nazım şekliyle söylenir.
d. Dörtlükler halinde söylenir.
e. 4+3=7’li hece ölçüsüyle yazılır.
f. Bu şiirlere İslâm sonrası halk edebiyatında “ağıt”, Divan edebiyatında “mersiye” denir
g. “Yuğ” denilen ölüm törenlerinde söylenir.
h. Divanu Lûgatit-Türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir.
ı. Sagu söyleyen kişilere sagucu ya da ağıtçı denir.
i. Saguda düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)

2.Koşuk
İslam’dan önce sığır törenlerinde, şölenlerde söylenen aşk, kahramanlık, doğa sevgisi temalı şiirlere koşuk denir. Daha çok lirik, pastoral ve epik özellikler taşıyan bu şiirler belli bir ezgiyle söylenmiş, bu ezginin oluşması için kopuzdan da yararlanılmıştır.
a. Hece vezni ve yarım kafiye ile söylenen şiirlerdir.
b. Nazım birimi dörtlüktür.
c. Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)
d. 7’li hece vezniyle söylenirdi.
e. Genellikle lirik şiirledir. Bu yüzden Koşukların duygu yönü ağır basar.
f. Kopuz eşliğinde söylenir.
g. Yiğitlik, aşk, tabiat konularını işler.
h. Bu şiirlerin İslâm sonrası halk edebiyatındaki adı koşma özellikle (koçaklama ve güzelleme)dır.
KOŞUK
Keldi esin esneyü
Kadka tükel osnayu
Kirdi budun kasnayu
Kara bulıt kükreşür

Kar buz kamuğ erüşdi
Taglar suvı akışdı
Kökşin bulıt örüşdi
Kayguk bolup ögrişür

Günümüz Türkçe’siyle Söylen
Rüzgâr eserek geldi
Kar tipisine benziyordu
Halk titreyerek (evlere) girdi
Kara bulutlar görülüyor

Karlar ve buzlar hep eridi
Dağların suyu seller halinde) aktı
Mavimtırak bulutlar belirdi
Kayıklar gibi sallanıp duruyor
(XI. yy. Türk Şiiri, Talat Tekin, Ankara, 1989)

METİN SORULARI
1-Şiirde(koşuk)hangi mevsimler ve bu mevsimlerin hangi özellikleri dile getirilmiştir? Bu özellikler gerçekçi bir anlayışla verilmiş midir?
2-İkinci dörtlükte yer alan teşbihi belirtiniz.
3-Okuduğunuz şiirde tabiat tasvirlerine geniş yer verilmesinin sebeplerini açıklayınız.
4-Şiirin veznini ve duraklarını gösteriniz.
5-“YUĞ" töreni hakkında bilgi veriniz.
6-İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı Dönemi sözlü ürünlerinden "Sagu"nun özeliklerini maddeler halinde yazınız.
7-İslâmiyet’ten Önceki sözlü Türk Edebiyatı ürünlerini yazınız.
8-Ağıt ne demektir, edebiyatımızda bu tür şiirlerin diğer adları nelerdir?
9-Eski Türk şiirinde nazım birimi nedir?

İmages
10-21-2007 02:55 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #7
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
B) OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN METİNLER
Destan:Eski çağlarda genellikle tanrıların,olağanüstü güçlerin yaptıkları savaşları,savaş katılanların başlarından geçenleri,gösterilen kahramanlıkları,yaşana olağanüstü olayları,felaketleri hayal gücüyle donatarak ve manzum olarak anlatan ürünlere denir.Bunların çoğu anonimdir.Mitolojiyle karıştırmamak gerekir.Mitolojinin kahramanları tanrılar ve tanrılaştırılmış insanlardır.Ayrıca, Aşık Edebiyatı nazım şekillerinden “destan”ın söyleyeni bellidir.
Bir milletin destanının olabilmesi için;
1)Milletin tarihinin efsaneler yaratma dönemine uzanacak kadar eski olması,
2)O milleti tarihinde unutulmaz tabiat olayları,büyük savaşlar,göçler,istilalar,yeni coğrafyada vatan kurmalar gibi halk hayat ve hafızasını nesillerce meşgul edecek olaylar bulunmalıdır.
3)Bütün bu olayları derleyip gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacak birisinin olması gerekir.

Destanların Özellikleri
1)Olağanüstü olaylara ve kişilere yer verilir.
2)Destanların söyleyeni belli değildir.
3)Bir milletin ulusal törelerini, inançlarını ve değerlerini yansıtır.
4)Destan kahramanlarına tarih sayfalarında rastlanabilir(Oğuz Kağan Destanı-Mete Han)

Destanlar Doğal ve Yapma Destanlar Olmak Üzere İkiye Ayrılırlar
A)Doğal Destanlar:Milletlerin ilkel çağlarında kendiliğinden oluşan,ait olduğu milletin vicdanında derin izler bırakan bir olayın nesilden nesile aktarılarak- hayal gücü de katılarak-anlatılmasıdır.Anonim özellikler gösteren bu destanlar derlenip şekillenir.
1)İlyada ve Odysseia(Homeros)
2)Şehname(Firdevsi)
3)Kalevala(Lönnört)4)Nibelungen(Wagner):Almanların
5)Ramayana:Hintlilerin
6)Chasenderolant:Fransızların
7)Oğuz Kağan,Türeyiş

B)Yapma Destanlar:Yeni ve yakın çağlarda,herhangi bir tarihi olayın bir şair tarafından yazılmasıyla oluşan destanlardır.
1)Vergilius(Aeneis,Latin Edb.),
2)Çılgın Orlando(İtalyan şair,Ariosto):
3)Kurtarılmış Küdüs(Tasso):
4)Kaybolmuş Cennet(Milton):


TÜRK DESTANLARINDA MOTİFLER

1-KÖK-BÖRİ: Totem devri yaşayan Türklerin totemi bozkurt, destanlarda hayat ve savaş gücünü temsil eder. Bozkurt, destanlarda Tanrı kurt ,anne kurt, ordular önünde yürüyen kumandan olarak geçer.Türkler bozkurta önce Tanrı diye tapmışlar, sonra kendilerinin bozkurt soyundan geldiklerine, böylelikle birer bozkurt olduklarına inanmışlardır.
2-IŞIK: Bu motif destanların kuruluşunda kutsiyetten kaynaklanan hayat verici bir özelliğe sahiptir.Destanların büyük kahramanları; bu kahramanlara kadınlık ve mukaddes Türk çocuklarına annelik yapan kadınlar ilahî bir ışıktan doğarlar.Şamanist inanca göre yerden on yedi kat göğe doğru gittikçe aydınlanan bir nur âlemi vardır ki bunun on yedinci katında bütün göz kamaştırıcı ışığıyla Türk Tanrısı oturur.Yeryüzünde iyilik yapan ruhlar da bir kuş şeklinde bu nur âlemine uçarlar.
3-RÜYA: Destanın bütününü etkileyen ve destan kahramanlarının hareket alanını belirleyen bir motiftir.Bir mücadele üzerine kurulu destanlarda kazanılacak başarı veya yaşanacak bir felaket düş yoluyla önceden öğrenilir. Kadercilik anlayışı düş motifiyle destanlarda işlenir.
4-AĞAÇ: Destanlarda ağaç motifi üç yönüyle yer alır: Sığınak (Oba), Ana ya da Ata, varlığı, devleti temsil eden sembol.İnsanlığın yaratılışı hakkındaki Türk düşüncesine göre Tanrı, yeryüzündeki dokuz insan cinsini, bu insanlardan önce yarattığı dokuz dallı ağacın gölgesinde barındırmıştır.
5-KIRKLAR:Bu motif, kahramanlar etrafındaki gücü temsil eder.Kırk sayısı bazı eşya ve davranışları sınırlar.Oğuz Kağan’ın kırk günde yürümesi, konuşması gibi.Kırk sayısı görünmez aleminden gelen koruyucu, güç verici kutsiyete erişmiş şahısları da simgeler.
6-AT: At destanlarda önemli bir konuma sahiptir. Bunun temelinde göçebe kültürün yarattığı zorlayıcı koşullar vardır.Ata bir tür dinsel totem özelliği kazandıran şamanist inançtır. At, kahramanın başarıya ulaşmasında en etkin güçtür.Sahibini korur, ona yol gösterir, tehlikelere karşı uyarır.
7-OK-YAY: Destanlarda maden isimlerinin sıkça geçmesi Türklerin savaşçı bir ulus oldukları kadar savaş aracı üretmede de usta olduklarını gösterir.Destanlardaki maden isimleri tamamiyle Türkçe’dir.Bu da Türklerin çok eskiden beri madencilikle uğraştıklarının delilidir.Ok- yay motifi destanlarda sadece savaş aracı olarak geçmemiş,Türk üstünlüğünü ifade etmiş, hukuki bir sembol haline gelmiştir.
8-MAĞARA: Bu motif destanlarda sığınak ve ana karnını temsil eder.Bazen de ilahî buyruğun tebliğ edildiği yer olarak karşımıza çıkar.
9-AK SAKALI İHTİYAR: Destanlarda hakanların akıl danışıp öğüt diledikleri gün görmüş yaşlılar vardır.Derin tecrübeli bu kimseler, geç hakanlara yol ve iz gösterirler.Bu, Türklerin alimlere mukaddes insan gözüyle bakıp ilme değer verdiklerini gösterir.
10-YADA TAŞI: Bu taş destanlarda millî birlik ve bütünlüğü, halkın mutluluğunu ve devletin idealini temsil eder.Bu taş ülkeden çıkarıldığında birlik ve bütünlük bozulur ve kıtlık baş gösterir.


METİN SORULARI

1-Destanda Oğuz’un vücudu hayvanlar aleminden alınma benzetmelerle tasvir edilmiştir. (MEB, TE2 Syf. 32). Bunun sebebini açıklayınız.
2-Oğuz Kağan destanında Oğuz’un doğumundan gençliğine kadar olan bölüm çok kısa anlatılmıştır (MEB, TE 2 Syf. 32). Bunun sebebi nedir? İlk dönem Türk toplum hayatını da göz önünde bulundurarak açıklayınız.
3-Dede Korkut kitabında söylendiğine göre, eski Türk toplumunda çocuk, kuvvetli ve cesur olduğunu ispat ettikten sonra ad alıyor, sosyal bir şahsiyet haline geliyordu. Destanda Oğuz kuvvetli ve cesur olduğunu nasıl ispat ediyor?
5-Yapma Destanlar hakkında bilgi verin?
6-Türk Destanlarında görülen motifler nelerdir?
7-Balbal nedir? Araştırınız.
8-Aşağıda destanlarla ilgili verilen bilgilerin doğruluğunu değerlendiriniz.
- Tarihin bilinmeyen devirlerini yansıtması ( )
- Manzum olması ( )
- Sözlü geleneğe bağlı olması ( )
- Tamamen tarihi gerçekleri yansıtması ( )
- Kahramanların olağanüstü özelliklere sahip olması( )

İmages
10-21-2007 02:58 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #8
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
3. YAZILI EDEBİYAT
Türklerin yazılı eserler ortaya koymasıyla başlar. Yazılı Türk edebiyatının, bugün elimizde sağlam vesikaları bulunan başlangıcı M.S. VIII. asra aittir. Bu vesikalar ilk ulusal alfabemiz olan Gök-Türk yazısıyla yazılmış Gök-Türk yazıtlarıdır. Yazıtlardaki alfabenin işlenmişliğine bakılırsa bu yazı dilinin çok eski çağlarda da kullanılmış olması muhtemeldir. Nitekim V. asırda yazıldığı söylenen ve Kırgızlara ait olduğu bilinen Yenisey Yazıtlarında da aynı alfabenin kullanıldığı görülmektedir.
Bu dönemi Göktürk ve Uygur dönemi eserleri olarak iki grupta inceleyebiliriz.

1) Göktürk (Orhun) Yazıtları (VIII. yy
Göktürk Kitabeleri, VIII. Yüzyılda yazılmıştır. Türklerin ilk yazılı örnekleridir. Avrupa’da ilk yazılı eserlerin XII. Yüzyıla ait olduğu düşünülürse, Türklerin çok eski bir edebi geçmişe sahip oldukları daha iyi anlaşılır.
Türkler ölenlerin ardından onların yaptıklarını, başarılarını, kişiliğini öven taşlar dikerlerdi. Bu taşlara genel bir deyimle “balbal” denirdi. Abidelerde ölen kişinim yaptıkları kendi ağzından anlatılır, böylece sonsuzluğa ulaşacağı sanılırdı. Bu nedenle bu taşlara bengi taş adı verilmektedir.
Göktürk Kitabeleri, Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan adlarına dikilen üç abideden oluşmaktadır.
Taşların ilki, Göktürklerin dört hakanına vezirlik yapan Bilge Tonyukuk tarafından 720 tarihinde diktirilmiştir. Yazılar kendisine aittir.
Diğer iki kitabe, birinciden daha güzel ve zengin bir dille yazılmıştır. Bunların da yazarı Yoluğ Tigin adlı bir Türk edibidir. Onun yazdığı taşlar, Çinlilere karşı açtığı istiklâl savaşıyla Göktürk devletini yeniden kuran Kutluk Han’ın oğulları Bilge Kağan ile Kül Tigin adlarına dikilmiştir. Kül Tigin abidesinin dikilişi, m.s. 732, Bilge Kağan abidesinin dikiliş m.s. 735’tedir. Abideler sahiplerinin ölümünden birer sene sonra dikilmiştir.
Göktürk Kitabeleri, Göktürkler devri Türk tarihinin en önemli tanığıdır. Kitâbelerde Türklerin Çinlilerle yaptığı mücadelelere geniş yer verilmektedir. Beylerin ve halkın Çinlilere olan hayranlıkları sonucu devletin dağılıp milletin esir olduğu belirtilmektedir. Buna karşılık, kültürel kimliğe çıkıp, birlik ve beraberlik içinde hareket ettiklerinde yeniden bağımsız bir devlet kurmayı başardıkları anlatılmaktadır.
İltiriş Kutluk Han Çinlilerden kaçarak Türk birliğini sağlamış. Öldüğünde çocukları (Bilge Kağan,Kül Tİgin) küçük olduğu için yerini kardeşi Kapagan almıştır. Birliğin tehlikeye girdiği anlarda Bilge Kağan, kardeşi Kültigin’in yardımıyla hakanlığa geçmiş, Çinlilere karşı başarılı savaşlar vererek Çin’i haraca bağlamıştır.

Göktürklerin kullandığı yazıda 38 harf bulunuyor. Bu yazı da birçok bakımdan milli çizgiler taşımaktadır.


Göktürk Kitabeleri kaynı zamanda tarih, hatıra ve nutuk (hitabet) türünün ilk örnekleridir. Kitabelerde görülen sanatkârane üslûp, Türklerin VIII. Yüzyıldan önce de gelişmiş bir edebiyata ve yazı diline sahip oldukları görülmektedir.



Bunlarda Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta yaşayan Göktürklerin hikayesi anlatılır. Bu abideler 38 harfli olan Göktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemli olanları üç tanedir.
a) Bilge (Vezir) Tonyukuk Yazıtı (720-725): Dört bakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savşlar anlatılmaktadır.
b) Kül Tigin Yazıtı (732): Göktürk hakanı olan Bilge Kağan kardeşi Kül Tigin’in ölümü üzerine bu abideyi dikmiştir.
c) Bilge Kağan Yazıtı (735): Göktürk hakanı olan Bilge Kağan’ın ölümünden sonra yazdırılmış birabidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından , törelerinden ve Bilge Kağanın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder.
* “Türk” adının geçtiği ilk yazılı belge ve Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleri olan Göktürk abidelerindeki yazılar Prof. Thomsen ve Radloff tarafından okunmuştur.

2)Uygur Dönemi Eserleri: Göktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kağıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikayenin yanında “kökünç” denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır.
METİN SORULARI
“Türk Oğuz begleri! Budun! Eşiding:
Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilingin törüngin kim artadı?”
(Türk Oğuz beyleri! Milleti! İşitin:
Üstte gökyüzü çökmezse, altta yeryüzü delinmezse, Türk milleti ilini töreni kim bozabilir?” (Göktürk Kitabeleri)
1-Yukarıdaki cümlelerin söyleniş biçimine dikkat ederek Göktürk Kitabelerinin daha çok hangi türe yakın olduğunu söyleyebiliriz?

“Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burada vurdum. Yanılıp öleceğini yine burada vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum.” (Göktürk Abideleri)
2-Göktürk Kitabeleri’ne “Bengi taş” (edebi taş) denmesinin sebebi nedir?
3-Bu yazıları kime yontturmuş? (MEB, TE 2 Syf. 44).
4-Kağan millet için neler yapmış? (MEB, TE 2 Syf. 44).
5-Metinde nutuk özelliği taşıyan cümleleri bulunuz.
6-Aşağıda GöktürkYazıtları için verilen bilgilerin doğruluklarını değerlendiriniz.
- Türk Edebiyatının ilk yazılı ürünleridir.( )
- VllI. yüzyıla aittirler. ( )
- Göktürk alfabesi ile yazılmışlardır.( )
- En önemli üç tanesi; Bilge Kağan, Kültigin ve
Vezir Tonyukuk adına dikilmiştir. ( )

İmages
10-21-2007 03:02 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #9
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
TEST SORULARI

1.Orhun Abideleri için verilen aşağıdaki bilgilerin hangisi doğrudur?
A)8.yüzyılda yazılmıştır. Uygurların tarihini aydınlatır.
B)6.yüzyılda yazılmıştır. Göktürklerin tarihini aydınlatır.
C)8.yüzyılda yazılmıştır. Göktürklerin tarihini aydınlatır.
D)11.yüzyılda yazılmıştır. Karahanlılar dönemini aydınlatır.
E)11.yüzyılda yazılmıştır. Uygurlar dönemini aydınlatır.

2.Aşağıdakilerden hangisi destanların bir özelliği değildir?
A)Sözlü gelenekle, nesilden nesile aktarılır.
B)Milletlerin hayatını derinden etkileyen olayları, olağanüstü özellikler katarak anlatır.
C)Halkın hayatında derin iz bırakmış bir olay ve bu olayları yaratan kahramanın olması gerekir.
D)Hepsi nesir şeklindedir.
E)Olağanüstü özelliklerin yanında,gerçeğe ait unsurlarda içerir.

3.Aşağıdakilerden hangisi Sagu’nun divan edebiyatındaki karşılığıdır?
A)MesneviB)AğıtC)RubaiD)MersiyeE)Kaside

4-Sagularla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı ürünüdür.
B) Yuğ adı verilen cenaze törenlerinde okunur.
C) Ölen kişinin ölümünden duyulan üzüntüyü dile getirir.
D) Hece vezniyle ve dörtlüklerle yazılır.
E) Şekil olarak kıtalara benzerler.

5.”Atasözü” kelimesinin karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sagu B) DestanC) OzanD) ŞamanE) Sav

6.Aşağıdakilerden hangisi tamamıyla Türk destanlarından oluşturulmuştur?
A) Göç- Bozkurt - Ramayana- İgor
B) Gılgamış-Manas-Türeyiş- Kalevela
C) Şu- Bozkurt-Ergenekon-Oğuz Kağan
D) Bozkurt-Şu-Şinto-Şehname
E) İlyada-Gılgamış-Mahabarata-Türeyiş

7.Aşağıdakilerden hangisi İslamiyet öncesi Türk edebiyatının özellikleri arasında yer almaz?
A) Dil, saf Türkçe olup yabancı etkilerden uzaktır.
B) Eserler genellikle anonimdir.
C) Eserlerin tamamında milletin ortak duygu ve düşüncelerihakimdir.
D) Şiirde genellikle dörtlük kullanılır ölçü ise hecedir.
E) İslamiyet öncesi Türk Edebiyatında nesirdeki iç kafiyeye “seci” denir.

8.Türklerin cihana hakim olma düşüncesi ilk kez hangi eserde dile getirilmiştir?
A) Kutadgu Bilig’de
B) Divan-ı Lügati’t-Türk’te
C) Orhun Abideleri’nde
D) Savlarda
E) Manas’ta


9.Aşağıdaki terimlerden hangileri tamamıyla İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatına aittir?
A) Sagu, Ninni, Semai, Ağıt,
B) Sav, Sığır, Gazel, Atasözü,
C) Koşuk, Yuğ, Sagu, Destan,
D) Sav, Destan, Semai, Koşuk,
E) Kopuz, Manas, Ağıt, Ozan

10.Orhun Abideleri için verilen aşağıdaki bilgilerin hangisi doğrudur?
A) 8.yüzyılda yazılmıştır.Uygurların tarihini aydınlatır.
B) 6.yüzyılda yazılmıştır.Göktürklerin tarihini aydınlatır.
C) 8.yüzyılda yazılmıştır.Göktürklerin tarihini aydınlatır.
D) 11.yüzyılda yazılmıştır.Karahanlılar dönemini aydınlatır.
E) 11.yüzyılda yazılmıştır.Uygurlar dönemini aydınlatır.

11.Aşağıdakilerden hangisi destanların bir özelliği değildir?
A)Sözlü gelenekle,nesilden nesile aktarılır.
B)Milletlerin hayatını derinden etkileyen olayları,olağanüstü özellikler katarak anlatır.
C)Halkın hayatında derin iz bırakmış olayları yaratan bir kahramanın olması gerekir.
D)Hepsi nesir şeklindedir.
E)Olağanüstü özelliklerin yanında,gerçeğe ait unsurlarda içerir.

12.Aşağıdakilerden hangisi “Sagu”nun Divan Edebiyatındaki karşılığıdır?
A)MesneviB)AğıtC)RubaiD)MersiyeE)Kaside

13.Aşağıdakilerden hangisinde İslâmiyet öncesi sözlü edebiyatla ilgili bilgi yanlışı vardır?
A) Kahramanlık türündeki lirik şiirlere koşuk, ağıl türündeki şiirlere ise sagu denir.
B) Dini törenler Şaman, Kam, Baksı, Ozan adını alan kişilerce yönetilir.
C) Büyücülük, müzisyenlik gibi nitelikleri olan şairler şiirlerini kopuz eşliğinde söylerler.
D) Sürek avlarına "sığır", ziyafet törenlerine "şölen", yas törenlerine "yuğ" adı verilir.
E) Sözlü edebiyatımızın ilk ürünleri, Dede Korkut Hikâyeleridir.

14.Aşağıdakilerden hangisi, İslamiyet’ten önceki Türk şiirinin bir özelliği değildir?
A)Şiirler saz eşliğinde söylenir.
B)Hece ölçüsü kullanılır.
C)Genellikle zengin kafiye kullanılır.
D)Benzetmelerde tabiattan yararlanılır.
E}Nazım birimi dörtlüktür.

15.Aşağıdakilerden hangisi Orhun Yazıtları'nın özelliklerinden birisi değildir?
A) Göktürk yazısı ile yazılmış ve Doğu Göktürklerin tarihi anlatılmıştır.
B) Türklerin Çinliler'e karşı kazandığı zaferi Ölümsüzleştirmek için VIII. yüzyılda yazılmıştır.
C) ilk defa XIX. yüzyılda Danimarkalı dil bilgini Thomsen tarafından çözülüp okunmuştur.
D) Sağlam, kuvvetli ve güzel bir Türkçe ile birlikte yabancı kelimelere de sık sık yer verilmiştir.
E) Önemli anıtlar Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk adına dikilen anıtlardır.

16.Aşağıdakilerden hangisi İslamiyet öncesi Türk destanlarından değildir?
A) Saltuk Buğra Han Destanı
B) Alp Er Tunga Destanı
C) Oğuz Kağan Destanı
D) Türeyiş Destanı
E) Ergenekon Destanı

17.Aşağıdakilerden hangisi bir "doğa! destan" değildir?
A) Göç DestanıB) Alp Er Tunga Destanı C) Şu Destanı
D) Genç Osman Destanı E) Ergenekon Destanı


18. İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı Dönemi sözlü ürünlerinden "Sağu" ite ilgili, aşağıdaki cümlelerden hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
A)Nazım birimi dörtlüktür, 7'li hece ölçüsüyle söylenmiştir.
B)Sevilen bir kimsenin ölümünden sonra yapılan ve "yuğ" denilen dini yas törenlerinde söylenen şiirlerdir.
C)Bu şiirlere Halk edebiyatında "ağıt", Klasik Türk edebiyatı nazmında "mersiye" denilmiştir.
D)ilk defa Yusuf Has Hacip tarafından Kutadgu Bilig'de yazıya geçirilmiştir.
E)"Sağu'larda ölen kimsenin değeri, yaptıkları, geride kalanların duydukları acılar anlatılmıştır.

19.Aşağıdakilerden hangisi İslâmiyet’ten önceki sözlü Türk Edebiyatı ürünü değildir?

A) KoşukB)SaguC) Varsağı D) DestanE) Sav

20.Aşağıdakilerden hangisinde bilgi yanlışı yapılmıştır?
A)Göktürk alfabesi 38 harfli ilk ulusal alfabemizdir.
B)Tarihte ilk defa Türk adını kullananlar Göktürklerdir.
C)Göktürk yazıtlarında dil yabancı tesirlerden uzak sade bir dildir.
D)Göktürk yazıtlarını okumayı ilk başaran Danimarkalı Prof. Thomsen’dir.
E)Göktürk yazıtları VI. Asırda Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adlarına dikilmiştir.

İmages
10-21-2007 03:03 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #10
Türk Edebiyatı 10.sınıf ders notları
İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI

1.XI. VE XII. YÜZYILLARDA İSLAMİYET VE TÜRK KÜLTÜRÜ

TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABUL ETMESİ
Türkler İslamiyet’i kabul etmeden önce Şamanizm’e inanıyorlardı. Daha sonraları Şamanizm’in yerini Budizm, Manihaizm, Brahmanizm ve Hıristiyanlık gibi dinler almaya başladı.
Türklerin İslam orduları ile ilk karşılaşmaları Emeviler zamanına rastlar (661-750). Kuteybe İbn Müslim’in Horasan valiliği sırasında Buhara ve Semerkant’a kadar uzanan bölgede yaşamlarını sürdüren Türkler, İslamiyet’i kabul ettiler. Özellikle Kuteybe İbn Müslim (705-715)’in çalışmaları Orta Asya’da İslamiyet’in yayılması ve gelişmesine yol açtı. Bu süreçte Türkler eski dinleriyle yeni yayılmakta olan İslamiyet’i karşılaştırdılar. Yeni dindeki tek tanrı inancı, iman, ahlak ve erdem gibi anlayışlardaki ortak noktalar Türklerin bu dini benimsemelerinde etkili olmuştur.
Türklerin topluluk hâlinde İslamiyet’i kabul etmeleri Karahanlılar Dönemi’ne rastlar (812-1240). Özellikle Hükümdar Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın 932 yılında İslamiyet’i kabul etmesiyle Türkler topluluk hâlinde yeni dine dahil oldular. Samanoğulları (892-999) zamanında, iki yüz bin çadır halkından kurulu bir topluluğun İslamiyet’i kabul ettiği bilinmektedir.
İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar, İslami Döneme ait ilk eserleri ortaya koymuşlardır. Bu dönemde yazılan başlıca eserler arasında Kutadgu Bilig, Divan-ı Lügat’ it Türk ve Atabetü’l Hakâyık’ı sayabiliriz.

İSLAMİYET'İN TÜRK KÜLTÜRÜNE ETKİSİ
Türkler, İslamiyet’i kabul ederek yeni bir din, inanç, kültür ve sanatın etkisine girdiler. İslamiyet’le birlikte Türkler, yaşamlarını göçebe bir şekilde sürdürürken yerleşik biçime geçtiler. Köyler, şehirler kurdular. Kurdukları şehirlere hanlar, hamamlar, camiler, kervansaraylar inşa ettiler. Yaptıkları eserleri en ince ayrıntılarına kadar Türk-İslam beğenisine göre süslediler. Tasavvuf düşüncesi çerçevesinde Tasavvuf Edebiyatı gelişti. Hoca Ahmet Yesevî ile başlayan anlayış, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlâna gibi çok sayıda düşünür ve sanatçıyı yetiştirdi.

YENİ KÜLTÜRÜN EDEBİYATA YANSIMASI
Türkler, İslamiyet’i kabul etmekle yeni bir din, dil ve kültürle karşılaştılar. Yeni dinin etkisiyle Arapça öğrendiler. Kur’an-ı Kerim’i anlamaya çalıştılar. Yeni din ile eski dinlerini karşılaştırdılar. İki din arasındaki ortak noktalar, yeni dini benimsemelerinde etkili oldu.
İslamiyet’le birlikte Türkler yeni bir sanat ve edebiyat anlayışına yöneldiler. İslamiyet’i kabul eden ulusların hepsi bu dinin egemen olduğu dil ve sanat anlayışıyla eserler veriyorlardı. Böylece Arap edebiyatı nazım biçimlerini ve aruz ölçüsünü kullanmaya başladılar. Oysa Karahanlılar döneminde İslamiyet’i kabul ettikleri yıllarda devletin resmî dili ile bilim ve sanat dili Türkçe idi. Bilim dili Arapçayı, edebiyat dili olarak da Farsçayı kullanmaya başladılar. Bu anlayış daha sonraki yüzyıllarda da sürüp gitti. Böylece “Klasik Edebiyat (Divan Edebiyatı)” veya “Yüksek Zümre Edebiyatı” gibi adlar verilen edebiyat bu şekilde doğdu. Öte yandan İslamiyet Öncesi Dönem’de öğrendiğimiz sözlü edebiyat da halk arasında sürüyordu.
Yeni kültür ve sanat anlayışı Karahanlılar döneminde etkin oldu (932- 1212). Müslümanlığı kabul eden Karahanlılar zamanında dil, kültür ve edebiyat açısından çok önemli eserler yazıldı. Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig”, Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat’it Türk” ve Edip Ahmet’in “Atabetü’l Hakâyık” adlı eserleri bunlar arasındadır. Eserler incelendiğinde Türklerin dil, kültür ve sanat anlayışı bakımından ne kadar ileri gittiği ortaya çıkar. Özellikle “Kutadgu Bilig” ve “Divan-ı Lügat’it Türk; anlatım zenginliği, atasözleri, deyimler ve bilgece sözler yönünden oldukça zengindir. Hatta “Kutadgu Bilig” ile “Atabetü’l Hakâyık"ın Arap ve Uygur alfebesiyle yazılmış örneklerine de rastlanmaktadır.

İmages
10-22-2007 03:11 AM
« Sonraki Konu | Sonraki Konu »
 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  2009-2010 12. Sınıf Türk Edebiyatı Dersi 1. Dönem 2. Yazılı Soruları harunadmin 3 4,240 12-21-2010 08:11 PM
Son Mesaj: edebiyatciturk
  Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 18. Yüzyıl ogretiyorum 1 497 09-01-2010 12:27 PM
Son Mesaj: ogretiyorum
  Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 20. Yüzyıl ogretiyorum 1 770 09-01-2010 12:27 PM
Son Mesaj: ogretiyorum
  Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 14. Yüzyıl ogretiyorum 1 614 09-01-2010 12:27 PM
Son Mesaj: ogretiyorum
  Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 17. Yüzyıl ogretiyorum 1 231 09-01-2010 12:27 PM
Son Mesaj: ogretiyorum

Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi