Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
Yazar Mesaj
« Sonraki Konu | Sonraki Konu »






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #1
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
1. İLETİŞİM


Hiçbir şey yazmadan, okumadan ya da herhangi bir şey yapmadan bir süre bekleyiniz. Bu hâle ne kadar katlanabilirsiniz?

Kuşkusuz sosyal bir çevre içerisinde yaşayan insan çevresindeki varlıklarla iletişim kurmak zorundadır. İnsan çevresindeki insanlarla konuşmak, onlardan bir bilgi almak, bilgi vermek ihtiyacı duyar ve bunun için de iletişim kurar.

Peki iletişim nedir?
Duygu, düşünce ve isteklerin yazı, konuşma ve görsel işitsel araçlarla iletilmesine iletişim denir.
İletişim, ilk çağlardan günümüze gelinceye kadar pek çok aşamalardan geçmiştir. İlkel insanlar birtakım sesler çıkararak, işaretleşerek iletişim kurmuşlardır. Hatta ilkel kabilelerin ateş yakarak, duman çıkartarak kendi aralarında iletişim kurdukları bilinir.
Günümüzde ise trafik işaretleri ile parti, dernek vakıfların vb. kullandıkları flama, amblem, sembol gibi işaretler birer iletişim aracıdır. Ancak bu araçlar sınırlı sayıdaki bireyler arasında iletişim sağlar. Radyo, televizyon telefon, faks, gazete, dergi vb. araçların hepsi birer iletişim aracıdır.
Ancak iletişimin en güçlü olanı dil ile yapılanıdır. Dille gerçekleştirilen iletişim resim, şekil, işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha güçlüdür. Bu bakımdan duygu, düşünce ve istekler dil ile aktarılır. İletişimin kurulmasında dört temel öge kullanılır. Duygu düşünce ve isteğin aktarılmasında sözü söyleyen kişi kaynak, söylenen bir söz (mesaj, ileti), iletilen sözü alan alıcı ve bir de iletişimin yapıldığı iletişim aracı (ortamı) vardır.

Bu kaynak, alıcı, ileti ve iletişim aracı (ortamdan) oluşan düzeneğe iletişim sistemi ya da bağlam adı verilir.

2. İNSAN, İLETİŞİM VE DİL


İletişim aracı olan dilin bir geniş, bir de dar anlamı vardır. Geniş anlamıyla dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir takım işaretleri (flama, bayrak, amblemden jest mimik, beden dili, müzik dili, raks dili ile trafik dili vb.) kapsayan bir sistemdir. Dar anlamda ise dil, insanların duygu, düşünce ve isteklerini karşısındakine aktarmak için kullandığı bir iletişim aracıdır. Bu bakımdan iletişim araçları içerisinde en etkili ve güçlü olanı dildir.

Geniş anlamlı dilin görülen, koklanan, işitilen bir dış yönü; bir de o nesnenin anlamı olan iç yönü vardır. Geniş anlamlı dilde dış yön ile iç yön birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Dar anlamıyla kullanılan iletişim aracı olan dilin de bir ses ya da seslerin görülen işaretleri; bir de o ses ve sesleri oluşturan işaretlerden çıkan anlam yönü vardır.
Ağaç sözcüğünde, a-ğ-a-ç seslerinin oluşturduğu bir dış yön; bir de bir nesnenin karşılığı olan, bir varlığı tanımlayan (ağacı tanımlayan) anlam yönü bulunmaktadır. Ağaç denildiği izaman gözümüzün önüne elma, armut, çam, kavak vb. ağaçlardan biri gelir. Bu bakımdan dilin görme, koklama, tat alma organlarıyla sıkı bir bağlantısı bulunmaktadır.

Dil insanlara özgü bir iletişim aracıdır. Çevremizde gördüğümüz canlı varlıklar birtakım sesler çıkartırlar. Örneğin köpekler havlayarak, koklayarak, kediler miyavlayarak, atlar kişneyerek kendi aralarında anlaşırlar. İnsanlar ise kendi aralarında konuşarak, yazarak iletişim kurarlar.

İnsan beyni, duyu organları yoluyla çevresinden edindiği izlenimleri kendi içerisinde yoğurarak sese ve birtakım kavramlara dönüştürecek yapıya sahiptir. Gerektiğinde çevreden edindiği izlenimleri ses ya da yazı ile çevresine aktarabilir. Örneğin çiçek dediğimiz zaman ilk önce gözümüzün önüne birtakım çiçek türleri gelir. Gül, papatya, karanfil, leylak vb. Beyin bunlar arasında bir ayırma ve çözümleme yapar. Bu ayırma ve çözümlemeden sonra duygu, düşünce ve isteğini karşısındakine konuşarak ya da yazarak anlatır.

Dilin en önemli niteliği toplumdaki insanlar arasında anlaşma sağlayan sosyal bir kurum olmasıdır. Kendine göre birtakım yasaları vardır. İhtiyaçlar doğrultusunda yeni sözcükler türetilir; kullanılan bazı sözcükler anlam kaymasına uğrar; kullanılmayanlar da unutulup gider. Bu bakımdan dil canlı bir varlıktır.

Dil sayesinde toplumdaki bireyler bir araya gelir. Dil birliği, ulusal birliğin oluşmasında önemli bir rol oynar. Dil; kültür, tarih, felsefe gelenek ve görenekte birlik sağlar. Bakın, dilin önemini Konfüçyüs şöyle ifade ediyor:

Konfüçyüs’e sordular:
Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu? Büyük filozof şöyle cevap verdi:
Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle işe başlardım.
Ve dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine devam etti.
Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.

Dil bilgisi ve Bölümleri
Dil, bilimsel yöntemle incelenir. Dilin doğuşunu, gelişimini, seslerini, sözcük yapılarını, sözcüklerin anlamını, sözcük köklerini ve cümle kuruluşunu inceleyen ve bunları kurallara bağlayan bilim dalına dil bilgisi (gramer) denir.


Dil bilgisi şu bölümlere ayrılır:
a. Ses bilgisi (Fonetik): Dilin seslerini inceleyen bölümüne ses bilgisi denir.

b. Biçim bilgisi (Morfoloji): Sözcükleri biçim yönünden inceleyerek, kök ve eklerin yapısını belirleyen bilim dalına biçim bilgisi denir.

c. Köken bilim (Etimoloji): Dildeki sözcükleri köken (çıkış) bakımından inceleyen bilim dalına köken bilim denir.

d. Anlam bilim (Semantik): Sözcükleri anlam yönüyle inceleyen bilim dalına anlam bilim denir.

e. Cümle bilgisi (Sentaks): Sözcüklerin birbiriyle olan ilişkilerini, cümledeki görevlerini ve durumunu inceleyen bilim dalına cümle bilgisi denir.


Edited by: muratyanar

İmages
11-08-2007 12:44 PM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #2
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
3. DİL- KÜLTÜR İLİŞKİSİ

Bu konuyu 9. sınıf Türk Edebiyatının I. Ünitesi olan “Dilin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi” ile ilişkilendiriniz.

Kültür nedir?

Kültürün çeşitli tanımları yapılmaktadır. En genel anlamıyla kültür bir toplumun maddi ve manevi alanda ortaya koyduğu tüm eserlerdir. Toplumların yaşam biçimleri, gelenek-görenekleri kullandıkları araç gereçleri, inançları, dili, sanat anlayışı vb. kültürü oluşturur. Toplumlar yüzyıllar boyu maddi ve manevi alanda çok değerli eserler üretmişlerdir. Bu eserler gelecek kuşaklara dil sayesinde aktarılır. Örneğin İslâmiyet’ten önceki döneme ait destan, koşuk, sağu, savlar, Orhun Yazıtları, Dede Korkut Hikâyeleri, Yunus Emre’nin şiirleri dil sayesinde günümüze dek yaşamışlardır. Günümüz gençleri o eserleri okuyarak o dönemle ilgili bilgi sahibi olabilirler. Bu bilgilenme dil sayesinde olmaktadır. Bu bakımdan dil önemli bir kültür taşıyıcısıdır. Dilin kültürle olan ilişkisini Mehmet Kaplan şöyle açıklamaktadır:

DİL VE KÜLTÜR

Ziya Gökalp, dili kültürün temel unsuru sayar. O, bu görüşünde haklıdır. Zira dil, duygu ve düşüncenin âdeta kabıdır. Bir milletin bütün duygu ve düşünce hazinesi, dil kabına veya kalıbına dökülür ve bu dil kabı ile yerden yere, nesilden nesile aktarılır. Yazı, dilin sesini kaybeden bir vasıta olarak dilin bir parçasıdır. Fakat kültür, söz ile de bir millet arasına yayılır.
Dil, kültürün temeli olduğuna göre, bir milletin dil ile ifade ettiği sözlü, yazılı her şey kültür kavramına girer. Sabahtan akşama kadar evde, sokakta, çarşıda, iş yerinde konuşan halk, farkında olmadan dil tarlasını eker biçer. Dilin duygu ve düşünce ile dolmasının sebebi, günlük hayata çok yakın olmasıdır.

Aslında dili yaratan hayat, daha doğrusu sosyal hayattır. Anne çocuğuna bir oyuncak verir. “Bak sana otomobil getirdim.” der. Böylece çocuk, oyuncak otomobil ile beraber “otomobil” kelimesini öğrenir. Fakat dil her zaman böyle bir eşya gösterilerek öğrenilmez. Bebek etrafında manasını anlamadığı birtakım sesler duyar. Zamanla onların bir şeye tekabül ettiğini öğrenir.
Dil deyince, konuşulan ve yazılan bütün kelime ve cümleleri anlamak lazımdır. Halk günlük hayatında kelimeleri menşelerine göre ayırmaz. Onu ilgilendiren, kelimelerin manası, işe yaramasıdır. Bir bakkal dükkanında on dakika oturup halkı dinleyerek hangi kelimeleri kullandığını tespit edebilirsiniz.
Bir ülke sınırları içerisinde dil farklı biçimlerde kullanılabilir. Bu farklılığın başında konuşma dili ile yazı dili gelir.

Konuşma dili: Günlük yaşamda, evde, sokakta, çarşı pazarda kullanılan dile konuşma dili denir. Konuşma dilinde el, yüz ve vücut hareketlerine, ses tonuna, vurguya ve tonlamaya dikkat edilir. Yani bu öğeler konuşmada sözün anlatım gücünü etkiler. Konuşma dili işitme duyumuza hitap eder.

Konuşma dili kişilerin kültür düzeylerine ve bölgeden bölgeye farklılıklar gösterir. Okuma yazma oranı düştükçe dili kullanmada yöresel özellikler çoğalır. Böylece konuşmada ağız, şive ve lehçe farklılıkları görülür. Bu farklılaşmada yöresel konuşma biçimlerinden biri yazı dili olarak kabul edilir. Bugün Türkiye’de İstanbul ağzı yazı dili olarak kullanılmaktadır. Çünkü İstanbul yüzyıllardan beri Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış bir kentimizdir. İnsanlar yüzyıllardan beri imparatorluğun pek çok yöresinden buraya göç etmişler ve işleyip geliştirerek bir dil oluşturmuşlardır.

Dillerde coğrafya ve toplumsal ayrılıklar nedeniyle farklılaşmalar olur. Sözcükler, bölgeden bölgeye farklı biçimlerde söylenir. Bu farklılaşmadan lehçeler meydana gelir: Çağatay lehçesi, Azeri lehçesi, Anadolu lehçesi gibi. Bir lehçeye bağlı kentler, ilçeler ve hatta köyler arasında dahi söyleyiş farklılıkları görülür. Bu farklılıklardan şiveler, ağızlar oluşur.

Örneğin,
Ben söyliyemem, becelliyemem.
Bi sene İskenderiye’de yesir kaldım.
Babamnan sokâ gidicam.
Napacan? vb.


Yazı dili: Yazı dili resmî yazışmalarda, gazete ve dergi yazılarında kullanılan dildir. Yazı dili görme duyusuna hitap eden bir dildir. Yazı dilinde noktalama işaretlerine ve yazım kurallarına dikkat edilir. Konuşma diline göre uzun cümleler kullanılır.

ÖZET

Duygu, düşünce ve isteklerin anlaşılması için yazı, konuşma, görsel ve işitsel araçlarla iletilmesine iletişim denir. İletişimin kurulmasında dört temel öge kullanılır. Sözü söyleyen kişi kaynak, söylenen söz (mesaj, ileti), sözü alan bir alıcı ve iletişimin kurulduğu ortam vardır.
İletişimin en güçlü olanı dille yapılan iletişimdir. Dil; duygu, düşünce ve istekleri karşımızdaki kişiye aktarmak için kullandığımız bir iletişim aracıdır. Dil insanlara özgü bir iletişim aracıdır. Doğadaki canlılar birtakım sesler çıkartarak anlaşırlar. İnsanlar da kendi aralarında konuşarak yazarak iletişim kurarlar.
Dilin kültürle güçlü bir ilişkisi vardır. Bir toplumun maddi ve manevi alanda ortaya koyduğu eserlerin tümüne kültür denir. Kültürel varlıklar dil sayesinde aktarılır. Bir ülke sınırları içerisinde dil farklı biçimlerde kullanılabilir. Bu farklılık konuşma dili ile yazı dilinde görülür. Konuşma dili de lehçe, şive ve ağız gibi bölümlere ayrılır.

İmages
11-08-2007 12:46 PM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #3
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
1. DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI

Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğu kesin olarak belli değildir. Bu belirsizlik bazı lehçelerin dil durumuna gelmemesi, yani lehçelerin ayrı bir dil olarak sayılıp sayılamayacağı konusunda bir görüş birliğine varılmamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca yeryüzünün bazı bölgelerinde daha işlenmemiş, incelenmemiş, yazı dili durumuna gelmemiş diller bulunmaktadır. Bununla birlikte yeryüzünde konuşulan dil sayısı ortalama 3000-3500 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler göstermektedir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleri (dil akrabalığı) adı verilir.
Dil akrabalığı olan diller, ulusların aynı soydan geldiklerini göstermez. Aynı soydan gelen ve dilleri akraba olan uluslar bulunmakla birlikte farklı soydan gelen ve aralarında kültürel bağları görülen ve dil akrabalığı olan uluslar da vardır.
Yeryüzündeki diller (dil aileleri) bazı yakınlık ve benzerliklerine göre yapı ve köken olmak üzere iki bakımdan incelenir.
A. Yapı Bakımından Dünya Dilleri
1. Tek heceli diller: Bu dillerdeki sözcüklerde çekim eki yoktur. Sözcükler ek almadan, büküme (çekime), değişime uğramadan kalmaktadır. Sözcükte vurgu hakimdir. Cümle içerisinde sözcükler, bulundukları yere ve başka sözcüklerle yan yana gelme durumuna göre anlam kazanır. Yerine göre 10-15 anlam kazanabilir.
Yeryüzünde Çince ileVietnam dili ve bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve
Avrupa’da Bask dili bu gruba girer.


2.Eklemeli (Bitişken) Diller: Bu dillerde bir veya daha çok heceli köklere
yapım ve çekim ekleri eklenir. Getirilen ekler kökle kaynaşmışlardır. Köke getirilen
yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir. Yeni ekler ulandığında kökte
bir değişiklik olmaz. Türkçeye yabancı dillerden giren bazı sözcük köklerine de ekler
getirilerek yeni sözcükler türetilir. Bu dile en güzel örnek Türkçedir. Ayrıca Altay
dilleri, (Moğolca, Mançu- Tunguz) küçük ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince,
Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer.
Örnekler
göz- cü “gözcü”
göz - lük - çü - lük “gözlükçülük”
göz - le - mek “gözlemek”
göz - cü - lük “gözcülük”
okul- laş - ma (oranı)
karar- laş- tır- il- mak
baş- la-t- mak“başlatmak” vb.



3.Çekimli (Bükümlü) Diller: Büküm, sözcüğün çekimi sırasında kökün özellikle kökteki ünlünün değişmesidir. Değişikliğe uğrayan sözcüğün kök durumudur.
Çekim sırasında görülen değişikliklerle yeni sözcükler ve kavramlar ortaya çıkar.
Arapçada
kal “dedi” (geçmiş zaman)
yekulü “der, söyler” (geniş zaman)
kul “de, söyle” (emir)
Yukarıdaki örnekte eylem çekiminde sözcükte ünlüler değişmektedir. Eylem kökünde “a” olan ünlü, geniş zamanda uzun “û”, emir kipinde kısa “u” ya dönüşür.
Şiir- eşar “şiirler”
alim- ulema “bilginler” vb.
Hint- Avrupa dilleri (Almanca, Farsca, Frans›zca, Hintçe) ile Arapça
çekimli dil grubuna girer.

İmages
11-09-2007 07:56 AM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #4
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
B. Köken Bakımından Dünya Dilleri

Köken bakımından birbirine benzer diller, aynı kaynaktan çıkmış akraba dillerdir, dil aileleridir.

Yeryüzündeki başlıca dil aileleri şunlardır:
1.Hint Avrupa Dilleri Ailesi
a.Asya Kolu:
Hintçe, Farsça, Ermenice
b.Avrupa kolu:
Germen (Cermen) Dilleri: Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil.)
Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca
İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil.)
Hami-Sami Dilleri Ailesi: Akatça, Arapça, İbranice
Bantu Dilleri Ailesi: Orta ve Güney Afrika’da yaşayan Bantuların dilleri bu gruba girer.
Çin Dilleri Ailesi: Çince ve Tibetçe bu ailedendir.
Ural- Altay Dilleri Ailesi:
a.Ural Kolu: Fince, Macarca, Samoyetçe
b.Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca

Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna
girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır.

Ural-Altay dillerinin özellikleri şöyle sıralanabilir:
1.Ünlü uyumu vardır.
2.Sondan eklemeli bir yapısı vardır.
3.Sözcüklerde dilbilgisi bakımından erkek ve dişi tür ayrımı yoktur.
4.Bazı ekler çekim eki olmalarına rağmen yapım eki olarak da kullanılır.
5.Ses, yapı ve söz dizini bakımından benzerlikler bulunur.
6.Türkçede ve Macarcada durum ekleri, çoğul ve iyelik eklerinden sonra gelir.

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
Dil aileleri nasıl oluşmuştur? Köken bakımından dünya dilleri nasıl sınıflandırılır?
Yapı bakımından dünya dilleri nasıl sınıflandırılır?
Türkçenin köken ve yapı bakımından dünya dilleri arasındaki yeri nedir?

İmages
11-15-2007 12:34 PM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #5
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
2. TÜRK DİLİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ

Türk dilinin kökeni çok eski çağlara dayanmaktadır. Bu konuda bilim adamlarınca farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bugüne dek Türk dili gelişme aşamalarına göre şöyle sınıflandırılır:
1.Altay Çağı: Altay çağında Türkçe henüz bir dil niteliği kazanmamıştır. Türkçe- Moğolca dil birliğinin görüldüğü dönemdir.
2.En Eski Türkçe Çağı: Bu çağla ilgili kesin bilgiler yoktur.
3.İlk Türkçe Çağı: MÖ 5. yy - MS 5-6. yy arasını kapsar. Hun İmparatorluğunun hakim olduğu dönemdir. Bu dönemde Hun İmparatoru Mete Han’ın anlatıldığı Oğuz Kağan Destanı yazılmıştır.
4.Eski Türkçe Çağı: Bu çağ 5. yy - 10. yy arası dönemi kapsar. Türkçenin bilinen en eski örnekleri bu dönemden (8. yy) kalmıştır.
Eski Türkçe Çağı, Türk adının kullanıldığı ve ilk Türkçe belgelerin ortaya konulduğu çağdır. Türk adı ilk kez (550-745) yılları arası devlet kuran Göktürkler’de kullanılmıştır.
Eski Türkçe Çağı, Göktürkçe ve Uygurca olmak üzere iki döneme ayrılır.
Göktürkçe, Çin’in kuzeyinde bugünkü Moğolistan’da büyük bir göçebe devleti kuran Göktürklerin dilidir. Bu dönemde Tonyukuk Anıtı, Kültiğin Anıtı ve Bilge Kağan Anıtı yazılmıştır.
Uygurca ise yerleşik hayata geçerek tarımla uğraşan Uygurların dilidir. Bu dönemden Altun Yaruk (Altın Işık) adlı metin ile Budizm ve Maniheizme ait bazı dinî metinler yazılmıştır.
Eski Türkçe Çağından örnekler:
Kültiğin Yazıtı
Üze kök tengri, asra yağız yer kılundukda, ekin ara kişi oğlı kılınmış. Kişi oğlınta üze eçüm apam Bumin Kağan, İstemi Kağan olurmuş. Olurupan Türk bodunıng ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş.

Günümüz Türkçesiyle:
Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında kişi oğlu yaratılmış. Kişi oğlunun üzerine (başına) atalarım Bumin Kağan, İstemi Kağan tahta oturmuş. Tahta oturarak Türk ulusunun ülkesini, töresini (yasalarını) tutuvermiş, düzenleyivermiş.
Metinle ilgili sorular:
1.Metinde aynen ya da çok az değişikliğe uğrayarak kullanılan sözcükler nelerdir?
2.Bu sözcüklerde ne gibi ses değişiklikleri olmuştur?
3.Metinde bugün dahi aynı anlamda kullanılan sözcükler var mı? İnceleyiniz.

5. Orta Türkçe Çağı: 10. ve 16. yüzyıllar arası kullanılan Türkçe dönemidir. Türkler İslâmiyeti bu dönemde kabul etmişlerdir. Bu dönemde eski Türkçe özellikleri korunmakla birlikte din yoluyla Arapçadan, Farçadan yeni yeni sözcükler dilimize girmeye başlamıştır.
Bu dönem üç ayrı sahada gelişme göstermiştir.
a.Doğu Türkçesi (Çağatayca)
b.Batı Türkçesi (Anadolu Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmence)
c.Kuzey Doğu Türkçesi (Kırgızca ve Kazakça)


6.Yeni Türkçe: 16.- 20. yüzyıllar arası dönemi kapsar. Osmanlıca, Azeri Türkçesi, Çağatayca, Özbekçe vb. dillerden oluşur.
7.Modern Türkçe: 20. yüzyıl ve günümüz Türkçesini kapsar.

İmages
11-16-2007 02:34 PM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #6
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
TÜRKÇENİN GELİŞMESİNE KATKI SAĞLAYAN ESERLER
Türklerin 10. yüzyıldan itibaren İslâmiyeti kabul etmesiyle birlikte din, dil ve kültür hayatlarında önemli değişiklikler olmuştur. Bu dönemde bilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak da Farsça kullanılmaya başlanmıştır. Dil ve kültür alanındaki bu etkilenme sonucu Arapça’dan Farsçadan dilimize pek çok sözcük ve kavram girmiştir.
Ancak Türkçe bir taraftan da varlığını sürdürmüştür. Özellikle Karahanlılar döneminde (932-1212) dil ve edebiyatımız açısından önemli sayılan Kutadgu Bilig, Divanü Lügati’t Türk ve Atabetül Hakayık adlı eserler yazılmıştır.
Şimdi bu eserleri görelim:
Kutatgu Bilig: Karahanlılar devrinde 1068 yılında Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır. Bu eser sonradan eklenen ön söz ve son söz bölüleri dışında 6520 beyitten oluşmaktadır. Arada dörtlüklerle yazılmış çok az sayıda bölümlere de rastlanır.
Eser bir siyasetnamedir. İyi bir devlet yönetiminin olması için yönetim kadrosunda bulunan bey, vezir, sü başı (ordu komutanı), uluğ hacip (baş mabeyinci), kapugçı (teşrifatçı), yalavaç (elçi), topugçı (hizmetçi) gibi her kademedeki görevli kişilerin nasıl olması ve ne gibi nitelikler taşıması gerektiği belirtilir.
Eserde yer yer atasözlerine, deyimlere ve bilgece söylenmiş sözlere yer verilmiştir.
Örnek:
Yankın koni tut yanılma özün,
Könül, til kiçig tut, bedütme sözün
Günümüz Türkçesiyle:
“Davranışlarını doğru tut,
kendini yanıltma Gönlünü, dilini küçük (alçak) tut sözünü abartma”

Divanü Lûgati’t Türk: Karahanlılar devrinde Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072- 1074 yılları arası yazılmıştır. Yazar, Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu hatta “Türk dili ile Arap dilinin at başı beraber yürüdüğünü” göstermek amacıyla yazdığını söyler. Kaşgarlı Mahmut kendisi bir hükümdar soyundan olmasına karşın 20 yıl kadar Türklerin yaşadığı bölgeleri dolaşmış, 7500 civarında sözcük derlemiştir. Böylece İslâmiyetten önceki döneme ait pek çok sayıda koşuk, sagu, sav vb. derlemiştir.
Örnek:
kuz : Kuz tag “Güneş görmeyen dağ, dağın kuz yeri”
beş : Beş, sayıda beş
koş : Herhangi bir şeyin çifti, eşi. Bu sözden alınarak makasa da “koş biçek” denir. “çift bıçak” demektir.
Arguca, şu savda dahi gelmiştir: Korkmuş kişige
koy başı koş körünür: Korkmuş adama koyun başı çift görünür. Bu sav, bir şeyden korkan ve her dakika bir hayal gördüğünde sıçrayan kişi için söylenir.

Atabetül Hakayık: 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın başlarında yaşayan Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. Atabetül Hakayık “Hakikatlerin Eşiği” anlamındadır. 484 dizeden oluşan, ahlakî, öğretici tarzda yazılmış manzum bir eserdir. Eserin tamamı dörtlüklerden ve beyitlerden oluşmuştur. Eser, Çağatay lehçesiyle yazılmıştır.

Örnek:
Bilig birle ‘alim yokar yokladı
Biligsilik erni çökerdi kodı
Bilig yin osanma bil ol Hak Resûl Bilig
Çinde erse siz arkang titi.

Günümüz Türkçesiyle:
Âlim (adam) bilgisi ile yukarılara yükselmiş
Bilgisizlik (ise) insanı aşağı çökertmiş.
Bilgiyi ara usanma, bil (ki) Hak Resul
“Bilgi Çin’de (bile) olsa arayınız.” dedi.
Anadolu’da Türkçenin gelişmesi ise şöyle olmuştur:
11.12. ve 13. yüzyıllarda Anadolu’da Anadolu Selçukluları devleti yönetime hakimdi. Bu dönemde devletin resmî dili Farsça idi. Edebiyat ve sanat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da medreselerde Arapça öğretiliyordu. Türkçe “avam dili” sayılmakta, bu nedenle de hor görülmekteydi. Aydınlar dahi eserlerini Arapça -Farsça ya da bu dillerin karışımıyla yazıyorlardı. Bu durumdan Kırşehirli Âşık Paşa şöyle yakınmaktaydı.

“Türk diline kimsene bakmaz idi
Türklere hergiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi ol dilleri
İnce yok ol ulu menzilleri”

Bu koşullar altındaki Türk dilini kurtarmak için Karamanoğlu Mehmet Bey 15 Mayıs 1277 yılında şu tarihi fermanı yayımladı:
“Bugünden sonra divanda, dergahta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”
Bu ferman Türkçenin gelişmesinde, ulusal bilincin yerleşmesinde önemli olmuştur.
Türkçenin gelişimine 12 ve 13. yüzyıllarda Şeyyat Hamza, Ahmet Fakih, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hoca Dehhani, Dede Korkut vb. pek çok yazar ve düşünür katkı sağlamıştır.

ÖZET
Yeryüzündeki dillerde ses, yapı ve söz dizimi bakımlarından bazı benzerlik ve yakınlıklar görülür. Bunlara dil akrabalığı (ailesi) denir. Dünya dilleri yapı ve köken bakımından olmak üzere iki bölümde incelenir. Yapı bakımından tek heceli diller, eklemeli (bitişken) diller ve çekimli (bükümlü) diller olmak üzere üçe ayrılır.
Köken bakımından Hint-Avrupa dilleri, Hami-Sami dilleri, Bantu dilleri ve Çin-Tibet dilleri ile Ural-Altay dilleri olmak üzere beşe ayrılır. Bunlardan Hint Avrupa dilleri Hint kolu ve Avrupa kolu olmak üzere kendi aralarında ikiye ayrılır. Türkçe yapı bakımından eklemeli; köken bakımından Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna girer.
Türk dili başlangıçtan günümüze gelinceye dek birtakım aşamalardan geçmiştir. Bu aşamalar şöyle sıralanabilir: Altay çağı, En eski Türkçe Çağı, İlk Türkçe Çağı, Eski Türkçe Çağı, Orta Türkçe Çağı, Yeni Türkçe Çağı ve Modern Türkçe.

İmages
11-17-2007 04:46 PM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #7
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">A. SÖYLEYİŞ ( TELAFFUZ)[/b]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">1. Ses ve Seslerin Kullanımı[/b]
Ses geçici titreşimle oluşur. İki ucundan gerdirilen tele dokunursak hava içerisinde bir süre titreşir; bu titreşim sonucunda da bir ses oluşur. Aynı şekilde bir boruyu üflediğimiz zaman ya da bir cisme başka bir cisimle vurduğumuzda bir ses oluşur. İşte hava içerisinde oluşan titreşimin kulakta duyulanına <B style="mso-bidi-font-weight: normal">ses[/b] denir.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Söyleyiş (Telaffuz)[/b]
En geniş anlamıyla konuşmayı sağlayan hareketlerin tümüne söyleyiş <B style="mso-bidi-font-weight: normal">(telaffuz[/b]) denir. Dar anlamıyla dil seslerini çıkarma olayıdır. Söyleyiş sırasında pek çok organ görev alır.
Konuşma eylemi en az iki kişi arasında olur. Beyinle konuşmayı sağlayan organlar bir bütün olarak çalışır. Konuşma sırasında ses organlarının (gırtlak, ses telleri, küçük dil, damak, dil, dişetleri, dudaklar, geniz vb.) hepsi birden rol oynar. Bu organların hepsine birden konuşma aygıtı adı verilir.
Ses için gerekli hava solunum organlarınca sağlanır. Soluk alıp verme sırasında da adeta bir körük gibi çalışan ciğerlere hava dolup boşalır. Bu sırada diyafram adı verilen kubbe biçimindeki kas demeti, göğüs kaslarını ve ciğerleri genişletip daraltır. Konuşma sırasında soluk borusu yoluyla ciğerlerden gelen hava gırtlaktaki ses tellerine çarpar ve onları titreştirir. Titreşen hava daha sonra sese dönüşür.

Konuşmada ses tonu ve söyleyişin (telaffuzun) önemi büyüktür. Nefes borusundan gelen hava, ağız boşluğu içerisinde herhangi bir bölgede sese dönüşür. Bu sesin oluşmasına boğumlanma denir. Boğumlanma, heceleri oluşturan seslerin doğru olarak ses değerlerinin söylenmesiyle oluşur. Türkçe Türkiye’nin her yerinde aynı sesler verilerek konuşulmaz. Ünlüler farklı bölgelerde farklı biçimlerde söylenir. İstanbul ağzında kalın a ile söylenen sözcükler Van’da o’ya yaklaşan bir kapalılıkta söylenir. Aynı ünlü Trabzon ve dolaylarında ince a’ya dönüşür.
Konuşma sırasında anlatılan konunun özelliğine göre soluk alıp vermede bazı değişiklikler olur. Bu soluk alıp verme sırasında sesin alçalıp yükseldiği görülür. Anlatıma duygu, düşünce ve heyecan gibi farklılıklar katılır.
Emir cümlelerinde kullanılan ses ile soru cümlelerinde kullanılan ses farklıdır. İşte anlatıma duygu, düşünce, heyecan, yumuşaklık, sertlik katmak amacıyla seste yapılan bu farklılığa tonlama denir. İnsan sesi ton bakımından kalın, ince ve tiz olmak üzere üçe ayrılır.

Konuşma sırasında sözcükler aynı şekilde söylenmez. Türkçede sözcükler söylenirken bazı heceler diğerlerine göre daha kuvvetli, daha şiddetli söylenir. Buna <B style="mso-bidi-font-weight: normal">vurgu [/b]denir. Anlatımda vurgu söze duygu değeri katar; söylenen sözün daha anlaşılır olmasını sağlar ve ahengi canlandırır.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kork[/b]ma sön<B style="mso-bidi-font-weight: normal">mez[/b] bu şafaklarda yüzen <B style="mso-bidi-font-weight: normal">al[/b] sancak;
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sön[/b]meden yurdumun üstünde tüten <B style="mso-bidi-font-weight: normal">en[/b] son ocak.
Mehmet Âkif Ersoy
Türkçede genel olarak vurgu son hecededir. Orta hece vurgusuzdur. Bazı sözcükler ek aldığı zaman vurgu ekten önceki heceye kayar. Konuşmada vurgu yazı dilindeki noktalama işaretlerinin yerini tutar.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">B. TÜRKÇENİN SESLERİ VE ÖZELLİKLERİ[/b]

Türkçede ünlü ve ünsüz olmak üzere 29 ses vardır. Bunların 8 tanesi ünlü, 21 tanesi de ünsüzdür.
Bir dildeki en küçük birim sestir. Ankara sözcüğünde üçü ünlü, üçü de ünsüz olmak üzere altı ses vardır. Dilde seslerin her biri bir işaretle gösterilir. Bu işarete harf denir. Dilde sesleri karşılayan işaretlerin bir düzen içerisinde birarada bulunmasına alfabe (abece) denir. Türk alfabesi 1 Kasım 1928 yılında 1353 sayılı yasayla kabul edilen 29 harften meydana gelmiştir.
Türkçede 29 sesin (harfin) 8’i ünlü; 21 tanesi de ünsüzdür. Türk alfabesindeki büyük ve küçük harfler şunlardır:
Büyük harfler:
A, B, C, Ç, D, E, F, G, Ğ, H, I, İ, J, K, L, M, N, O, Ö, P, R, S, Ş, T, U, Ü, V, Y, Z.
Küçük harfler:
a, b, c, ç, d, e, f, g, ğ, h, ı, i, j, k, 1, m, n, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z.

İmages
11-20-2007 08:30 PM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #8
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ÜNLÜLER[/b]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ünlülerin Sınıflandırılması[/b]
Dilimizdeki ünlüler söyleniş sırasında dilin, çenenin ve dudakların aldığı biçime göre sınıflandırılır.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">a. Dilin durumuna göre:[/b]
Dilin durumuna göre ünlüler kalın ve ince olmak üzere ikiye ayrılır.
Kalın ünlüler: a, ı, o, u
İnce ünlüler: e, i, ö, ü
Dilin durumuna göre sesleri söylerken kalınlarda dilin arkaya doğru çekildiği; incelerde ise öne doğru itildiğini göreceksiniz.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">b. Alt çenenin durumuna göre:[/b]
Alt çenenin durumuna göre ünlüler geniş ve dar olmak üzere ikiye ayrılır.
Geniş ünlüler: a, e, o, ö
Dar ünlüler: ı, i, u, ü
Alt çenenin durumuna göre geniş ünlüleri söylerken alt çene aşağı doğru iner, ses yolu açılır ve genişler. Dar ünlüleri söylerken alt çene aşağı doğru inmez ve ses yolu dar kalır.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">c. Dudakların durumuna göre:[/b]
Dudakların durumuna göre ünlüler düz ve yuvarlak olmak üzere ikiye ayrılır.
Düz ünlüler: a, e, ı, i
Yuvarlak ünlüler: o, ö, u, ü
Dudakların durumun göre düz ünlüleri söylerken dudaklar düz kalır; yuvarlak ünlüleri söylerken dudaklar yuvarlaklaşır ve öne doğru uzar.
Ünlülerin sınıflandırılması tablo hâlinde şöyle gösterilebilir:

Düz Yuvarlak
Geniş Dar Geniş Dar
Kalın a ı o u
İnce e i ö ü





<B style="mso-bidi-font-weight: normal">

ÜNSÜZLER[/b]
Ünlülerin sınıflandırmasında olduğu gibi ünsüzler de bazı benzerlik ve yakınlıklarına göre sınıflandırılır. Ünsüzler ağız boşluğundaki boğumlandığı yere (çıkak), sürekli söylenip söylenemediğine ve yumuşak (ötümlü) ve sert (ötümsüz) oluşlarına göre sınıflandırılır.
a<B style="mso-bidi-font-weight: normal">. Boğumlanmalarına (çıkak) göre:[/b] Boğumlanmada ciğerlerden gelen hava gırtlakta bulunan ses tellerinden geçtikten sonra ağız boşluğunun herhangi bir bölgesinde sese dönüşür. Buna boğumlanma denir. Sesin boğumlandığı yere de çıkak denir. Bir sesin çıkağını bulmak için başına bir ünlü getirilerek söylenir. b sesinin çıkağını bulmak için (a) b biçiminde söylenir ve burada iki dudağın birleştiği görülür. Aynı şekilde (e) v’i söylerken üst dişler alt dudağa basar.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/b]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Boğumlanmalarına göre ünsüzler şöyle sınıflandırılır:[/b]
1.Dudak ünsüzleri: Dudakların birbirine dokunmasıyla çıkar: b, m, p
2.Diş-dudak ünsüzleri: Üst dişlerin alt dudağa dokunmasıyla çıkar: f, v
3.Diş ünsüzleri: Dil ucunun üst dişlere yaklaşmasıyla veya dokunmasıyla çıkar:
c, ç, d, j, 1, n, r, s, ş, t, z
4.Damak ünsüzleri: Dilin orta kısmının ön damağa ya da dil kökünün art damağa
yaklaşmasıyla çıkar. g, ğ, k, y
5.Gırtlak ünsüzleri: Bu ses, ciğerlerden gelen havanın ses tellerine çarpmasından ve
ağızda hiç bir engele uğramadan çıkmasıyla oluşur. Türkçede gırtlak ünsüzü olarak
sadece h sesi vardır.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">b. Sürekli söylenip söylenmeyeceğine göre[/b]: Ünsüzlerin söylenirken ses yolunun
kapanmasına veya sürekli açık olmasına göre sınıflandırılmasıdır.
Ünsüzler söylenirken ses yolu kapanıyorsa süreksiz, sürekli açık kalıyorsa sürekli ünsüzler adını alır. Bunu belirlemek için ünsüzün başına bir ünlü getirilir. Ak, süt, iç seslerini söylerken ses yolu tıkanmaktadır.
Özzzzzzzzz, elllllllll, offffff seslerini söylerken ses yolu açık kalmaktadır. Bu özelliğine göre ünsüzler ikiye ayrılır:
Sürekli ünsüzler: f, ğ, h, j, 1, m, n, r, s, ş, v, y, z
Süreksiz ünsüzler: b, c, ç, d, g, k, p, t
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">c. Yumuşak ve sert oluşlarına göre:[/b] Ünsüzler ses tellerinde titreşime uğrayıp
uğramadığına göre yumuşak (tonlu) ve sert (tonsuz) olmak üzere ikiye ayrılır.
Yumuşak ünsüzler: Ses tellerinin titreşmesiyle oluşan ünsüzlerdir.b, c, d, g, ğ, j, 1, m, n, r, v, y, z
Sert ünsüzler: Ses telleri titreşmeden oluşan ünsüzlerdir.ç, f, h, k, p, s, ş, t

İmages
11-21-2007 08:45 PM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #9
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ÜNLÜ VE ÜNSÜZ UYUMLARI[/b]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ÜNLÜ UYUMU[/b]: Türkçenin köken bakımından Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlı bir dil, yapı bakımından da sondan eklemeli bir dil olduğunu biliyorsunuz.
Bu dil ailesine bağlı olan Türkçenin en önemli özelliği ünlü uyumudur. Türkçede iki tür ünlü uyumu vardır.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">a. Büyük ünlü uyumu: [/b]Dilin durumuna göre ünlülerin kalınlık incelik bakımından uyumudur. Türkçe sözcüklerde ilk hecede kalın ünlü varsa, ondan sonraki hecelerde kalın ünlü; ince ünlü varsa ince ünlü gelir. Bu kurala büyük ünlü uyumu denir. Sözcük köküne eklenen ekler de bu kurala uyar.
“Ağaçlar çiçek açtı.” cümlesinde ilk hecede a kalın ünlüsünden sonra a- a- a kalın ünlüleri; çiçek sözcüğünde ise, i, e ince ünlüleri; açtı sözcüğünde a- ı şeklinde kalın ünlüler gelmektedir. Sözcüklere getirilen ekler de bu kurala uyacağından ağaç-lar, ağaç-ta, ağaç-tan çiçek-ler, çiçek-te, çiçek-ten vb. şeklinde söylenir.



Türkçe olduğu hâlde bu kurala uymayan bazı sözcükler de vardır.
kardeş < karındaş, anne < ana, elma < alma vb. Bu sözcüklerin asılları ünlü uyumuna uyarlar.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bazı ekler Türkçe sözcüklere eklendiğinde ünlü uyumuna uymaz.[/b]

yor eki : geliyor, yazıyor, okuyor vb.
-mtrak eki : mavimtrak, yeşilimtrak, sarımtrak vb.
-ki eki : sabahki, akşamki, dünkü vb.
-daş eki : yurttaş, vatandaş, dindaş, yoldaş vb.
leyin eki : geceleyin, sabahleyin, akşamleyin vb.
iken eki : silerken, bakarken, yazarken vb.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">b. Küçük ünlü uyumu:[/b] Küçük ünlü uyumu sözcüklerdeki ünlülerin düzlük-yuvarlaklık, darlık-genişlik bakımından uyumudur.
Türkçe sözcüklerde düz ünlüler (a, e, ı, i) den sonra düz ünlüler gelir. Düz ünlülerden sonra (a, e, ı, i) yuvarlak ünlüler (o, ö, u, ü) gelmez.
Yuvarlak ünlüler (o, ö, u, ü) den sonra;
a. Düz- geniş (a, e) ya da
b. Dar-yuvarlak (u, ü) gelir.
Yani yuvarlak ünlülerden sonra
a, Düz-dar ünlüler (ı, i) ya da
b. Yuvarlak geniş ünlüler (o, ö) gelmez.
Bu kurala küçük ünlü uyumu denir.
Bazı sözcükler Türkçe oldukları hâlde küçük ünlü uyumuna uymazlar. Armut, çamur, kabuk kavun, avuç, kavuşmak, yağmur vb.

İmages
12-01-2007 12:37 PM






muratyanar Çevrimdışı
Mesajcı Üye
****

Mesajlar: 602
Katılım: Sep 2007
Mesaj: #10
Dil ve anlatım 9.sınıf ders notları

ÜNLÜLERLE İLGİLİ SES OLAYLARI



1. ÜNLÜ DÜŞMESİ



İki heceli olup birinci hecesinde geniş (a, e, o, ö), ikinci hecesinde dar ünlü (ı, i, u, ü) bulunduran bazı Türkçe ve yabancı kelimelere ünlü ile başlayan veya tek ünlüden oluşan bir ek getirildiğinde kelimenin vurgusuz hâle gelen ikinci hecesindeki dar ünlünün düşmesine hece düşmesi denir. Buna orta hece düşmesi de denir:

ağız→ağzı, burun→burnu, koyun(bağır, döş)→koynuna, alın→alnı, oğul→oğlu, gönül→gönlüm, beniz,→benzi,
ömür→ömrüm, cürüm→cürmü, hüküm→hükmü, fikir→fikri...
ileri-le-mek→ilerlemek, koku-la-mak→koklamak,
kavuş-ak→kavşak, uyu→uyku, devir-→devril-...

Bazı durumlarda geniş ünlüler de düşebilir:

nerede→nerde, burada→burda, şurada→şurda...

Bazı Arapça kelimelere (isim) yardımcı fiil getirildiğinde de hece düşmesi görülür:

kayıp→kaybolmak, emir→emretmek, keşif→keşfetmek, sabır→sabretmek...

gönülden gönüle, ağıza, buruna, babadan oğula örneklerindeki gibi ekte geniş ünlü varsa hece düşmesi olmayabilir.

oyunu, koyunu vb. hece düşmesi olmayan kelimelerdir.

Özel isimlerde hâliyle hece düşmesi olmaz:

Gönül’e, Ömür’ü...

2. ÜNLÜ TÜREMESİ



Ünlü türemesinin görüldüğü yerler:

„Sonunda, sırayla bir sürekli veya süreksiz ünsüzle bir sürekli ünsüz bulunan Arapça ve Farsça kelimelerde, son iki ünsüz arasında telâffuzu kolaylaştırmak için bir ünlü türetilir. Bu kelimelere ünlüyle başlayan ekler veya bitişik yazılacak şekilde yardımcı fiiller getirildiğinde türemiş olan ünlüler tekrar düşer. Her ikisi de ayrı ayrı ama birbirinden kaynaklanan ses olayıdır: ünlü türemesi, ünlü düşmesi.

emir ← emr keşif ← keşf
azil ← azl nakil ← nakl
hüküm ← hükm bahis ← bahs
fikir ← fikr nutuk ← nutk
sabır ← sabr şahıs ← şahs
şehir ← şehr ilim ← ilm
zehir ← zehr zikir ← zikr

„–cik küçültme ekinden önce:

dar→dar-a-cık, az→az-ı-cık, bir→bir-i-cik, genç→genc-e-cik

„Bazı yabancı kelimelerin başında:

ilimon, ıraf, Iramazan, İrecep, ıradıyo...

3. ÜNLÜ DARALMASI



Son sesi a veya e olan fiil kök ve gövdelerine, şimdiki zaman eki getirildiğinde kelime sonundaki sesli daralır. Bunun sebebi “y”nin daraltıcı etkisidir:

söyle-yor→söylüyor
anla-yor→anlıyor
yaşa-yor→yaşıyor


“de-” ve “ye-” fiil köklerine gelecek zaman, istek kipi, sıfat-fiil ve zarf-fiil eki getirildiğinde veya başka bir ek getirilip de araya –y– kaynaştırma harfi girdiğinde, bu sesler (a, e) daralarak ı, i, u, ü olur.

de-yor→diyor
de-e→diye
de-en→diyen
de-e-lim→diyelim
ye-en→yiyen
ye-ince→yiyince
ye-ecek→yiyecek

Not: deyince, deyip örneklerindeki e, yazıda korunur.
Not: ne-ye→niye kelimesinde de daralma vardır.

„Daralma olumsuzluk ekinin ünlüsü için de geçerlidir.

kork-ma-yor→korkmuyor,gel-me-yor→gelmiyor...

„Çok heceli kelimelerde sadece söyleyişte daralma vardır.

atlayarak (→atlıyarak), başlayan (→başlıyan), yaşayacak (→yaşıyacak), atlamayalım (→atlamıyalım), gelmeyen (→gelmiyen), gizleyeli (→gizliyeli)...

İmages
12-04-2007 03:47 PM
« Sonraki Konu | Sonraki Konu »
 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  10.Sınıf Dil Anlatım Kitabı Cevapları(Öğretmen Kitabı)2011-2012 FoxlawW 0 455 10-16-2011 12:11 PM
Son Mesaj: FoxlawW
  10. Sınıf Lise 2 Dil ve anlatım dersi Kitabındaki Sorular ve cevapları sayfalara göre ogretiyorum 1 539 09-01-2010 12:15 PM
Son Mesaj: ogretiyorum
  Lise 2 Edebi Metinler Notları : ) ogretiyorum 1 175 09-01-2010 12:11 PM
Son Mesaj: ogretiyorum
  9.SıNıF DiL AnLaTıM ÖDeVi ÖLüM KaLıM MeSeLeSi YaRDıM EDeNe 4 KuLLaNıCıDaN +R3p>>>>>>> ogretiyorum 1 266 09-01-2010 12:09 PM
Son Mesaj: ogretiyorum
  10.Sınıf EdeBiyaT Ders Kitabi Cevapları75-150 ogretiyorum 1 184 09-01-2010 12:06 PM
Son Mesaj: ogretiyorum

Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 2 Ziyaretçi